Bugün size Künye Online ‘in bana verdiği fırsat neticesinde sizinle buluşma imkânı buldum. Kendilerine bana bu imkânı verdikleri için sizi aracılığınızla teşekkür ederim.

Kısaca kendimden bahsetmem gerekirse Ankaralıyım İçimdeki Yalnızlığım adlı sosyal mesaj veren, kimseyle her özel düşüncenizi paylaşamadığınızda İçinizdeki dostunuz olan yalnızlığınızla paylaşırsınız, bende kendi içimdeki yalnızlığımla aramdan geçenleri kitabımda elimden geldiğince yazmaya gayret ettim.

Şimdi size ilk yazıyı yazmamın heyecanıyla önce ne yazacağım konusunda çelişkiler yaşadım. Yazmak istediğim konuları sırasıyla çocuklarım ve eşimle paylaştığımda onlar yazmak istediklerimi pek tasvip etmediler, bir ara camdan bakarken birden çocukluğum da yağan karlar aklıma gelince karla ilgili yazmaya karar verdim. Umarım zevkle okursunuz.

KAR VE KARIN GETİRDİĞİ DÜŞÜNÜLEN FELAKETLER

Karın yağmasının ilk günlerinde köyün gençleri yani abi dediğimiz gençlerimizin kendi aralarında giydikleri tıpkı Amerikada yapılan cadı bayramında giyilen kıyafetler gibi kıyafetler giyilir, koyunların koçların boyunlarına takılan zillerle beraber ev ev gezilerek kışa özgü yiyecekler toplanırdı. Kimi kuzu verirdi kimi tavuk kimi kaz yada hindi vererek bu şenliğe ortak olunurdu.

Kışın zor şartlarına rağmen, herkes haline şükrederek karın yağmasının tadını çıkarmaya çalışırdı. Çünkü gökyüzünün bize sunduğu yağmur veya kar rahmet olarak nitelendirilir, kar çiftçinin mahsulünü alması ve gerek kendi bütçesine katkıda bulunmak için olsun gerekse ülkenin bütçesine ve gıda sektörüne takviye sunmak için Rahmetin yağması gerekli olduğunu düşünür. Yazın hayvanını otlatmak için meraların otlak olması gerekiyor. Barajlarda ki su oranın düşmemesi ve çağlayanlar, dereler, ırmaklar ve göllerin doluluk oranının düşmemesi ormanlık alanlarda bulunan ağaçların kurumaması gerektiği için bu önemli olan yağış kısmı gerekli.

Bizim Anadolu da yağan karın yüksekliği en fazla bir metreye ulaşırken, Güneydoğu ve Doğu Anadoluda karın yüksekliği kimi yerlerde 3 metreye kadar ulaşmasına neden oluyordu.  Buna rağmen dün olduğu gibi bugünde Güney ve Doğu Anadolu halkı veya yerel yöneticilerinden hiçbir zaman isyan edercesine devlet nerede biz öldük yok olduk gibi bir isyan eden bir ses duyulmadı. Çocukluğumuzda sadece TRT vardı akşam eve gittiğimizde haberleri pür dikkat dinlerdim; doğu ve güneydoğuda insanların evlerinin karın altında kaldığından bahsedilirdi. Zorlu kış şartları yüzünden köye öğretmen gönderilemediğinden, yaşlı hasta insanlar ile beraber hamile kadınlar ancak katırlar ile kızaklar üzerinde hastanelere yetiştirilmeye çalışıldığından söz ederlerdi TRT’nin haber spikerleri. Buna rağmen halkın ağzından devleti eleştirilecek bir söz çıkmazdı. Köy yolları kapandığında sadece bizim çocukluğumuzda greyderlerle yol açma çalışması yapılırdı. Şimdiki teknolojik araçlar olan kar küreleme araçları kar püskürtme ve temizleme gibi araçlar bulunmamasına rağmen şikâyet edildiğini hiç duymadım. Bırakın halkı yerel yönetimlerde de bu şikâyet etme olayı kesinlikle olmazdı.

Yıllardır olduğu gibi yine doğu ve güneydoğuda yoğun yağan kar neticesinde yolları kapanan şehir merkezlerinde tarih sayfalarına konu olmuş eğitimli insanlarıyla meşhur ilimiz olan Tunceli’nin değerli Belediye başkanı halkın eline kürekler vererek şehrin kapanan yollarını halk ile beraber açarken; belkide yüzyılda bir görülecek olan yoğun kar yağışı yüzünden İstanbul da hayat tükenme noktasına geldi. Koordineli çalışma yapılmaması ve o kadar tam teçhizata sahip olan mega kentte Havaalanlarında uçuşlar iptal edildi, Havaalanın kargo kısmında çökme meydana geldi, şehrin ana halterinde yollarda tıkanmalarla birlikte kazalar meydana geldi, işinden çıkan İstanbul halkı evine yürüyerek gitmek zorunda kaldı. Şimdi doğu ve güneydoğuda da daha fazla yağan kar ve elindeki dar imkanlar ile halkı elle veren bir şehir ve onun değerli Belediye başkanı, öteki taraftan ülkenin ve dünyanın göz bebeği olan mega şehir!    

Sözlerime kendi yazdığım bir şiirle bitirmek istiyorum.

 ÇOCUK

Duydum ki kar yağacağını duyunca, içine bir ürperti inmiş;

Evin duvarının dibine oturmuş yırtık ayakkabılarına utanarak bakmışsın;

Ya ayakkabılarım kar ile dolarsa diye iç çekip ağlamışsın;

Ağlama be çocuk!

Ayakkabılarının yırtık olmasının suçlusu sen değilsin!

Senin yırtık ayakkabılarını görmeyen biz zavallılarda suç;

Kendi zevkimize sefamıza düştük seni unuttuk be çocuk, ağlama!

Vicdanlarımız körelmiş, Allah’ın emrine karşı geldik, yardımlaşmayı unuttuk;

Sakın çocuk kar yağdı diye karı suçlayıp, isyan etme;

Kar yağdığında seni unutan bencil nefsimizde suç!

                                                                                                      Davut İZOL


 [Db1]

By davutzol

İçimdeki yalnızlığım adlı kitabın yazarıyım burada sizlerle dostça paylaşımlarda bulunarak ortak noktada ve görüşte buluşmak için varım

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: