Yarpuz, Hece Taşları, Maarifhane, Kalemlik, Edebiyat Ortamı gibi nitelikli edebiyat dergilerinde ismine sık rastladığımız şair Mehmet Osmanoğlu’nun ilk (şiir) kitabı Lal Renkli Yara, Klaros Yayınlarından Haziran 2021’de çıktı. Lal Renkli Yara’yı ben ancak –uzun okuma listemden dolayı- eylül ayında okuyabildim. Kitapta 36 şiir var ve kitap 95 sayfa. Kitaptaki şiirler hem hece ile hem de serbest vezinle yazılmış. Şimdi de Lal Renkli Yara’nın içinde gezintiye çıkalım.

“Sende kalsın bazen de, ne arar ne özlerim/yokuşunda eskiyen ökçesiz kunduramı.” Dizeleriyle şair, seksenli doksanlı yılları anımsatan biraz hayali, biraz umut dolu ama çokça utangaçlık içeren duyguyla selamlıyor okuyucusunu. “Burası bir han idi iki çizgi arası.” Dizesi, ölümlü dünyayı farklı bir melodiyle okuyucuya hatırlattığı şiirin özne cümlesi. “Nicedir yollarında vuslat beklemekteyim.” Dizesi de sonsuza kavuşmayı arzu eden şairin bir diğer özne cümlesi.

Kitaba ismini veren şiire geliyoruz 18.sayfada.”Çöller yalnızlığın kumdan heykeli.” Dizesi kitabın kapağına ilham olmuş gibi. Çöl ve yalnızlık yan yana durunca da bu güzel şiir çıkmış ortaya. Şiirin son dizesi olan “Dakikalar elimde güle dönüşsün.” Dizesiyle yine mutlu sonu arzu ediyor şair.

“İplik iplik çekilir takatim dizlerimden.” (Son Çırpınış) ve “Yine bir nevbahara açılır düşlerimiz.” (İlkyaz terennümleri) İki farklı şiirden iki farklı dize. Umutsuzluk umutla yan yana koşuyor; at ve yavrusu tayların bozkırda birlikte koştuğu gibi. Şair, hep bir bekleyiş içerisinde. İlkyaz Terennümleri şiirinden devam edelim. Yahya Kemal’in Sessiz Gemi şiirini anımsatan bu şiirle şair, gitmeyi, kalmayı, beraber dönmeyi anlatmış. Bu şiirle son zamanların çok sevilen TRT dizisi Gönül Dağı’nı hatırlıyoruz birden: Gitmek bu toprakların kaderinde var.

Mehmet Osmanoğlu sessizliğin şairi. Bir köşede unutulup giden başrol oyuncusunun oynadığı film gibi şiirleri. Ama o filmler nasıl unutulmuyorsa –rolünün hakkını veren oyuncu sayesinde– örneğin Yalnızlık isimli şiir de unutulmayacak şiirler arasına girmeye yemin etmiş sanki.

Toprak, yağmur, şehla imgelerini her şair kullanmıştır. Fakat Mehmet Osmanoğlu’nun şiirlerinde bu sözcükler ayrı güzel barınıyor. “Toprak kokan, lâl dudaklı bir sırdaş.” Ne güzel bir tanımlama yağmur adına.

Çocukluk demek anne demektir zaten. Mehmet Osmanoğlu çok anlamlı iki dizeyle tamamladığı “Bir Çocuk Bir Özlem” şiiriyle çocukluğunun mazi olduğunu (yani mazinin kendisi çocukluktur) ve anne kokusunun da çocukluk olduğunu tane tane anlatıyor bize: ”Özlüyorum anne mesut çocukluğumu/o mazinin içinde, en çok senin kokunu.” Gün Batımı Bineği şiirinde ise ölüm gerçeğini hatırlatıyor bize şair. Mehmet Osmanoğlu ölümü bilmece olmaktan çıkartmış. Ölüm yüzleşmektir diyor.

Hüzün deryasında kulaç atmaya devam ediyoruz. Hafakan şiirinde “bütün ömrün dolanır şimdi ayaklarında.” Diyor şair ve yaşamak denilen zamanın kısa bir an olduğu gerçeğini rüzgâr gibi vuruyor yüzümüze. Sonraki şiiri Bir Tefekkürü’nde ise “sükûnet toplarım” diyerek bir serinlik hissettiriyor şair bize. Tezat duyguların birbirine en çok yakınlaştığı (ya da yakıştığı) şiirler bunlar.

Mehmet Osmanoğlu’na öte yandan bir Nevbahar şairi diyebiliriz. Yoğun hayal, yoğun bekleyişlerden sonra Nevbahar’ına kavuşuyor diyebiliriz şair için. İnsanı, sızısını, hırsını, üst üste yığdığını ve hepsi toplanınca ortaya çıkan kent anlayışını benimsemiyor şair. Sızı şiirinde alenen reddediyor böyle bir anlayışı.

Kitabın son bölümlerinde yedi kısa şiir var. Ayrı bir bölümmüş gibi duruyor şiirler burada. Ölüm, gençlik, kavuşma gibi konuları koynunda beslemiş bu kısa şiirler. Öte yandan merhum Muhsin Yazıcıoğlu, Yunus Emre, Ayasofya, Karabağ, Çanakkale Şehitleri üzerine şiirler de var kitapta. Bu şiirler şairin kendi kültüründen ayrı beslenemeyeceğini ispat ediyor bize.

 İlk kitap için fazlasıyla iddialı şiirler okuduk. Birkaç kez tekrarlanan kelimeler istisna, kulağı rahatsız edici şiirler değil, okuyucusunu gül bahçesiyle buluşturan şiirler için Mehmet Osmanoğlu’nu tebrik ediyorum.

Fatih TEZCE / 23.09.2021 / Bafra

Reklamlar

Bir Cevap Yazın