Bir şiir kitabının ilk şiiri merhaba ile başlamış ise şair sizi kalbine buyur ediyor demektir. “Merhaba be gülüm sensiz bir geceye daha” dizesi şiir başlıyor tadını veriyor okuyucuya. Şair, şiir ve gece… İlker Gülbahar güçlü bir giriş yapıyor kitabının daha ilk sayfasından.

Ve hemen ikinci şiirinde “hırka, ekmek ve tuz” diyerek tasavvufi seyre yönlendiriyor okuyucusunu Evrensel Türkü isimli şiiriyle. Evet, yanılmıyoruz, şiir bizi Bosna, Kudüs, Myanmar, Uygur’a, evrensel eşitliğe götürüyor. Hep diyoruz ya dünyayı şairler mi yönetse. Şair, şiiriyle dünya beşten büyüktür diye sesleniyor.

Şairin bir diğer meselesi olan göç ve şehir arasında ancak bu kadar güzel bağlantı kurulabilirdi. Göç Belgeseli şiirinde ”çiçeksiz, serçesiz, uçurtmasız/denizli bir şehir de olsa göçtüğüm” dedikten sonra bir sonraki şiiri Sükût Şehri’nde “nerededir umut apoletim/kim saklamış ufkumun mavisini” dizeleriyle mavi gökyüzünde uçurtma uçurulan bir şehri hayal etmektedir.

Melankolik Retikulum şiirindeki şu iki dize kalbimizi bize hatırlatıyor:”Yanan bir kibrit atılmıştır çünkü/gömleğin sol cebine.” Doksanlı yıllarda bir başka şairden duyduğum “sol yanım her zaman toprağa yakındır” dizesini çağrıştırıyor bu şiir bana. Şiir ve kelimeler şairlerin kalplerinden yükseliyor demek.

Şair de benim gibi düşünüyor Sabık Rapor şiirinde: ”yıkım başlamalı bir an önce/beton kulelerden” dizeleriyle günümüzdeki şairlerin pek çoğunda görülen dikine mimariyi protesto var. Bizler, göğe duvarların değil çocukların sevinç çığlıkları yükselsin istiyoruz.

Çağdaş Duvar Yazısı şiirinde “ne kadar farklı yaşasak da ölüşümüz aynıdır” demiş şair. İnsanın topraktan olduğu gerçeğini hatırlatıyor okuyucuya. Ve ekliyor: ”Şehirleştikçe insanlaşırız.” Şehri ve gökyüzünü adeta koltuk altına alarak yazıyor şiirlerini şair.

“Birkaç kuş ekle gökyüzüne yakın/sakın ihmal etme iğde kokusunu” dizeleriyle bir şehrin en işlek caddesinde/bulvarında yürüyoruz şimdi de. Yürürken burnumuz iğde kokusuna direnmiyor tabii, çekiyoruz iğde kokusunu mis gibi. Hoş kokuyor her şey ve her yer; şehir hoş kokuyor, insanlar hoş kokuyor, neredeyse gölgeler bile hoş kokuyor.

Bir sonraki şiir ise Şairler Şehri. Ne güzel bir rastlantı. Şair bir önceki şiiriyle okuyucusunu coştururken bu şiiriyle de her nesnesine şiir fısıldayan bir şehri anlatıyor: ”yakamozlar el etti fenerlere/dalgalandı ve büktü deniz dudağını.”

İnsafsız Hava Sahası şiirinde isyanını şu haklı dizelerle anlatıyor şair: ”kapılar hep/dışa açıldığından mıdır/bilmiyoruz intiharları/cesetler kokmasa.” Evet, apartmanlarda/sitelerde ikamet edip de kapı komşusunu tanımayan insan, özel güvenlikçili, havuzlu, akıllı evlerde oturmaya ne zamana kadar devam edecek, o ceset kokusu bir sevdiğinden gelinceye değin mi?

Kitapla gezintiye devam ediyoruz ve yine bir şehir şiiri: ”çok şehirleri sevmeli insan” diyor şair, şehirleri çok sevmeli demiyor Kedi, Şehir ve İnsan şiirinde. Tek bir şehre hapsetmemeliyiz kendimizi.

Karaşın şiirinde “hangi yanıma dönsem/cam kırıkları çarpar yüzüme” diyor şair. Şairler birbirlerine sözlerini emanet edebilirler. Merhum şair Cahit Zarifoğlu da “ah şu yalnızlık kemik gibi/ne yanına dönsen batar.” diyordu şiirinde.

Çocukluk ruhumuz dolaşıyor kitapta. Şu dize beni çocukluğuma tekrar götürdü: ”ısırganlar değiyor göz kapaklarıma.” Yorulmayı, ısırganlara bulanmış bedenimizi, geceden önce uyumayan çocukluğumuzdan öğrenmiştik. Isırgan Yankısı şiiriyle bizlere bu geçmişimizi tekrar tekrar hatırlatıyor şair.

Toplumun içinde yaşayan şair, toplumunu gözlemleyerek yazdığı şiirlerinde “kefenin yakası da yok cebi de” uyarısıyla “vakti gelmiş başka şehirlere sızmanın” diyerek toplumun kendine gelmesini bekliyor ya da umuyor.

Şairin içinden geldiği gibi yazdığı izlenimini veren, yoğun coşkunluk içinde yazılmış şiirler okuyucusunu titretiyor. Bazen özlem, bazen isyan, bazen de düşler ağır basıyor şiirlerde. Yağmurun ıslak yağışını anlatmak için yazdığı dizeleri okudukça anlayabiliyoruz yağmurun ıslak ıslak yağdığını. Kitabın ortalarına doğru ilerledikçe duygular zirveye yaklaşıyor. ”İki iğde dalı gibi kokuyordu bakışların” dizesi rüya isimli şiiri adeta rüya gibi yapmış. Sokağı, insanı, gençliği ve aşkı iğde kokusuyla anlatabilmek bu kadar güzel olurdu ancak.

“Mataramda bir içimlik/bakışın bile kalmadı.” İşte iki dize. Başlı başına bir şiir. Aklımızda mıh gibi kalıyor. Hem şiirin hem de şairin gücü. “Hüzzam bir şarkı düşer/yürekteki o badaldan.” Yine akılda kalacak olan iki dize ve Badal. Merdiven demek. Yaz aylarında Karadeniz’deki köyümüzde kaldığımızda rahmetli anneannemden duyardım badal kelimesini. Farklı memleketleri birleştiren kelimeler var olsun. Bir de şiir…

Şair genel olarak modernizme şerh düşüyor şiirleriyle. İtirazları güçlü. Menkul, vade, dava gibi kelimelerin barındığı Şerh isimli şiiriyle dayatmalara karşı öze dönüşü telkin ediyor şair. Bir bekleyiş şairinin şiirlerini okuyoruz Fesleğen Ağıdı’nda. Sık sık tekrar ediyor şair bu durumu. Ama hep bekleyenlerden farklı olarak bedeninin sol tarafıyla bekliyor şair; yani kalbiyle bekliyor, yani kalbinde bekliyor.

Kimim Bana Benzeyen isimli şiirinde çocukluğuna götürüyor okuyucusunu şair. Gazoz kapakları, duvardaki geyikli halı, beştaş oyunu, içinde talaş yanan sobalar bizim kuşağın sembolleri. Kırk beşli yaşlarda olmayı da “ben miyim kırk beşlik bozuk plak tozlanmış” dizesiyle ne de güzel ifade etmiş. Şunu da ekleyelim: Evet, bizim içimizde hala haylaz çocuklar dolanıyor.

Ruhsal bunalımlara çare olacak şiirleri okumaya devam ediyoruz. ”hazırlan ey şair eylül kapıda” diyor şair. Sonbahar hüzün, sonbahar ayrılık, sonbahar dert. Ama her zaman öyle mi? Bazı şairler için yeni bir kapıdır eylül ve sonbahar. Yeni bir heyecan.

Bizi alıp bir yerlere götüren ama bizi kendimize de getiren şiirler okuduk Fesleğen Ağıdı’nda.65 şiir var kitapta.109 sahifeden müteşekkil. Üç adet başlı başına şehir, beş adet mevsimi konu edinen şiir var. Bu durum nedense dikkatimi çekti. Şehrin ve mevsimlerin şair için özel bir anlamı olmalı. Aylardan mayıs, haziran, temmuz, eylül ayı kullanılmış şiirlerde. Mersin ve Asi Nehri’ne özel vurgu var. Renklerden ise favorisi mavi, şairin. Kitabın kapak rengi de mavi. Bulut mavi, deniz mavi, belki gözler de mavi.

Çok uzun şiirler yok kitapta. Kısa diyebiliriz şiirler için. Şairin tarzı belli ki bu. Az sözle çok şey anlatmaya çalışmış şair. Belki de şiirin kısa tanımı böyle.

Klaros Yayınlarından Mayıs 2021 yılında çıkan Fesleğen Ağıdı kitabından dolayı aynı zamanda Afşin’de yayımlanan Yarpuz Edebiyat Dergisinin genel yayın yönetmeni olan şair İlker Gülbahar’ı tebrik ediyorum.

Fatih TEZCE

1 Temmuz 2021-Bafra

Reklamlar

Bir Cevap Yazın