+ Asıl aitlik herhangi bir yere ait olduğunu hissetmek mi, hiçbir yere ait olmamak mı tartışılır.

-Ait olmak zor bir şey değil mi?

+Zor hem de ilk başta kabul edilemez görünüyor. Ama insan bir kere o kafese girince uçmayı unutuyor. Güvende hissediyor. Daha önce bireysel değilmiş gibi işte. Bir bedende iki kişiyi taşıyorsun. Onun gibi gülüyorsun onun gibi konuşuyorsun kim bilir belki de onun gibi seviyorsun.

-Tüm bunlar bir anda mı oluyor? Yani elimizde değil mi değiştiremez miyiz?

+Bir anda olmuyor. Hayatımıza aldığımız kişi sayısı arttıkça bedenimizde taşıdığımız kişi sayısı da artıyor zamanla. İnkar etsek de bu gerçek yüzümüzdeki çizgide, saçımızdaki bir beyaz telde, gözümüzdeki yaşta, korkularımızda bazen gülümsemelerimizde. Ne kadar kaçsak da tüm bedenimizde. Denersin değiştirmeyi öldürmek çok güç, tehlikeli.

-Nasıl tehlikeli?

+Bir parçan olmuştur onlar. Bir kişiliğini oluşturmuştur ve kendini öldürmekten farksızdır. Hayır ille de öldüreceğim diyorsan yaparsın ama bir daha eskisi gibi olamazsın. Gülümsemelerin eksilir yüzünden, gözlerini kaçırırsın sürekli bir şeylerden. Hep kaçarsın durmadan, yorulursun saklanacak yerin kalmaz. Durduğunda yakalar seni.

-Peki, başardık diyelim?

+Burada başarmak ya da kaybetmek söz konusu değil. Başardığını sanarsın mesela artık aklına gelmiyordur, bak kalbin başkası için atıyordur. Unuttum dersin bunun verdiği gurur okşuyordur seni. Her olay belli bir zaman sonra birbirini tekrarlar, aynı döngüye girersin. Aynı korkuyu yaşarsın. Üstelik bu ilki kadar değildir ama sen daha çok hissedersin tüm bedeninde.

+Neden aynı kişi değil farklı biri sonuçta?

+Farklı biri olsa da korku her zaman aynıdır. Neden biliyor musun? O kişi en başından beri içinde bir yerdeydi. Sadece sen görmedin, duymadın.

-Bu döngü hiç mi bitmez?

+Sen nefes aldıkça bu mümkün değil.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın