iHayat yokuşunda karşılaşmıştık, hatırlıyor musun? İkimizin de bahar çağları idi.
“Taşı sıksak suyu çıkar” diye düşünüyor ve bileğimize güveniyorduk. Bazen, deli bir sevda uğruna, karşımıza dikilip, engel olmak, dostluğumuzu bozmak isteyenlerle baya uğraşmıştık.
Gün oldu arkadaşımızın sevdasına omuz verdik. Gün oldu daha yeni aldığımız ve öğrenmeye başladığımız telli sazımızı sattık, parasını arkadaşımızın cebine bıraktık. Yuva kurmayı düşündüğü ve sevdiği kişi uğruna harcasın diye. Arkadaşlık ya da dostluk yoluna fedakarlık bu değil mi? Arkadaşım Cengiz “gardaş, ben sevdiğim kızı kaçıracağım, ama cebimde param yok, nasıl edeyim, bana yol göster, destek ol” deyince, ben “nasıl olacak bu kaçırma olayı? Ben öğrenciyim, bu işte yer alamam, ayrıca param da yok, yalnız Babamın Erzurum’dan satın aldığı ve yeni çalmasını öğrenmeye başladığım sazımı satarak parasını verebilirim. Elimden bu gelir” dedim.
1970’li yıllarda iyi para etmişti. Rahmetli babam sazı sattığımı ve ne için sattığımı öğrenince tek kelime laf etmedi. Babamın bu suskun davranışı, benim arkadaşımın zor anında yanında olmamı onayladığı manası taşıyordu, ya da ben işime geldiği için böyle yorumladım. Sonra duydum ki arkadaş sevdiği kızı kaçırmış, evlenmişler, şimdi delikanlı çocukları var.
Asker ocağında zorunlu dağıtıma gönderilen arkadaşım Rüstem’i uğurlarken, “gardaş cebimde kuruş param yok” demişti. Allah ne vermişse paylaşmıştık.
Bunları anlatma nedenim gerçek arkadaşlıklar, dostluklar fedakarlıkla oluşmakta demek istiyorum. Yalnız sürekli tek taraflı değil elbette.
Dostlarla yardımlaşmayı, karşılıksız destek olarak algılamakta, mutlu olmaktaydım.
Gençlik yıllarımızda arkadaşlık bağı daha güçlü idi. Arkadaşlarımızın itimat, güven ve samimiyetinden hiç şüphe etmezdik. Gerçi maddi olarak bir gencin gücü ne ise o kadardık, lakin bir söz verdiğimizde, ağızdan çıkanı senet kabul edip yerine getirmeye çaba harcardık.
Yıllar geçtikçe, maddi olarak geçim şartları ağırlaştıkça, zaman ilerledikçe, ailenin geçimi, bakımı, sorumluluğu üzerimize çöktükçe bazı istekleri yapmak istesek bile önümüzü tıkayan ve ulu orta verebildiğimiz sözleri veremez, fevri davranışları yapamaz olduk. Bazıları için bu şartlar geçerli olmayabilir ama çoğunluğumuzda durum böyle idi. Bu asla güvensizlik, ya da dostumuzdan vazgeçtik manası taşımaz. Böyle yorumlanması bence ön yargılı, konuya vakıf olmadan edinilmiş fikrin sonucu olur.
Toplum olarak karşılıksız vermeyi her zaman fedakarlık yapandan beklediği için yapılmadığında yapmayan kişiyi yargılamakta ve güven kaybı noktasında ön yargısı oluşmaktadır.
Bu ve benzeri yüksek beklentiler zihinlerde oluştuğu için karşılığını daim bulamayınca linç girişimi başlatılır. “Burnu büyüdü” ya da “adam değilmiş” gibi deyimler söylenmeye başlanır.
Şunu da belirtmeliyim ki bu herkes için geçerli değil elbette.
Dostluğu maddi olarak değerlendirmek ve maddi beklenti içinde olmak, insanı işten soğutur, bedavacılığa alıştırır. Neticesinde çıkarcılık, beklentinin çoğalması olarak yorumlamaya vesile olabilir.
Arkadaşlık veya samimi dostluğu davranışlar da menfi etkiler ve güzel oluşumları bozar ve bitirir. Emir Şıktaş

Reklamlar

By EMİR ŞIKTAŞ

Bir ömrün sonbaharı..

Bir Cevap Yazın