Hayatın inişli çıkışlı günlerindeyim. Kendi duygularını hissedemeyen bir insanolmak korkusu ve ağlayamama sıkıntısı yavaş yavaş baş gösteriyor. Bu benikorkutuyor. Yıllarca sessiz çığlıklar atan, kalabalıklarda yalnız kalan insanlargibi. Her nefes alış verişimde, içimdeki dumanın bana verdiği sıcaklığı yok etmek için ne kadar soğuk su içsem de içimi sadece geçici bir soğukluk kaplıyor.

O kadar…
O kadar belki de… O kadarın büyüklüğü kadar ya da o kadarın küçüklüğü kadar.
Anlamlı ya da anlamsız…
Sensiz geçen zamanlarımın hepsini toplayıp senle geçirdiğim zamanlarla
değiştirmeliyim. Ömür dediğin sadece bir nefeslik. Bir o kadar uzun, bir o kadar kısa… Ne kadar birbirimizi seversek o kadar şanslıyız aslında, o kadar mutluyuz. İnsan olmanın özünü kaybediyoruz. İşte bu yüzden birbirimizi çok sevmeliyiz ki… Cümlemi yarıda bıraktım, çünkü sevmek için sayısız nedenler sıralamalı aslında sıralayabilmeli bir insan.


Hayatın gerçeklerine gözlerimizi kapatalım demiyorum ben. İnsan birbirini
severek acıyı da paylaşabilirler. Ortak bir acıda buluşurlar. Yaşamın
yalnızlığında bir çift kanata sahip olur insan o zaman. Düştüğü yerden tekrar kalkıp yeniden uçabilmek için.
Eksikliklerimizi gidermek için sevgiye ihtiyacımız vardır belki de… Sevgi
geldiğinde geride kalan tüm eksiklikleri de kendiyle getirip insanı yeniden tam anlamıyla insan yapar.


İyi olanı bırakıp kötü olana tutunmak insan denen zeki varlığın yapabileceği bir şey olmamalıdır. Güç elde etmek insanı mutlu yapmaya yetmez. Para her şeyi satın alamaz. İnsan olmanın özünde sevgi vardır bu yüzden. İnsan tekrar aklını kullanmaya başladığında sevgi Dünya’ya hakim olur. Savaşlar biter belki de, hırslar biter, fakirlik, açlık, umutsuzluk, adaletsizlik… Belki biter… Peki ne zaman?


İnsan aklını kullanmaya başlayınca…

Reklamlar

Bir Cevap Yazın