Afetlerin yüzü soğuktur. Çünkü afetlerde acı vardır, göz yaşı vardır, trajik olaylar vardır, vardır da vardır. Depremleri yaşayan her insanın kendine göre unutamayacağı veya başkalarının ders alabileceği farklı farklı anıları vardır. Afetlerde yaşanan bu anıların paylaşımı gelecek afetlere ışık tutması yani gerekli ders alınması için çok önemlidir. Tek mesele bu anıları gereği gibi anlayabilmek ve kuş kafesi terk etmeden, bastığımız toprak başımıza geçmeden, başta kendimizin ders almasını sağlamak. Zira ‘’Hatadan dönmek fazilettir.Ders alınmış başarısızlık, başarı demektir.!’’

       Büyük afetleri yaşayan tüm insanlarda gelecek kaygısı vardır. Bu da gayet doğaldır. Çünkü kurulu düzeni bir anda alt-üst olmuş belki de akşam zengin yatmış, gece fakir uyanmış veya hiç uyanamamıştır. Marmara depreminde yaşanan, insanı derin derin düşündüren 7.4 şiddetindeki depremde yara almadan kurtulan ama hemen akabinde kamyonetle giderken kasasında akıla gelmeyecek bir sebepten dolayı hayata veda eden üç çocuğun hikayesini paylaşmak istiyorum.

       Bir baba 17 Ağustos depreminden çocuklarıyla beraber hasar görmeden kurtulur. Şükür der ve derin bir ohh çeker. Küçük kamyonetinin arkasına üç çocuğunu bindiren baba, yolda eski bir araç lastiği görür. Artçı deprem korkusuyla geceyi dışarıda geçireceklerinden ötürü, çocuklar üşürse yakar ve etrafında oturarak ısınırız düşüncesiyle arabasına attığı araç lastiğinin biraz sonra kendisini ne hangi acıya boğacağından habersiz depremin vurduğu şehirden köyüne doğru yola çıkar.

       Lastiği arabanın arkasına çocukların yanına koyduktan sonra yoluna devam eden baba, yolda çocukların yükselen sesini duysa da, yavaş gittiğinden ve her hangi olumsuzluk düşünmediğinden önemsemez. Yoluna devam eder. Gidecekleri yere vardıklarında  aracını durdurur ve çocukları aracın kasasından indirmek için yanlarına gider. Aman Allahım! O da ne? Çocuklar arabanın kasasına uzanmış sessiz yatıyor… Daha ne olduğunu anlayamadan kasanın bir köşesinde kıvrılmış duran bir yılan görür. Ciğer pare çocuklarının bu yılan tarafından zehirlendiğini anlar ve hemen hastaneye koşar. Fakat zaman geçmiş yapılacak bir şey kalmamıştır. Gece çocukların üşümemesi için yakmak niyetiyle aracın arkasına attığı lastiğin içine kıvrılarak saklanan bir yılanın çocukları sokarak zehirlediği anlaşılır… Keşke yavrularımın çığlığını duyduğumda düşünebilseydim diye kendini suçlar ama olan olmuştur bir kere…  ‘’7.4 şiddetindeki depremden kurtuldu. Fakat bilgisizlik, dikkatsizlik yüzünden kamyonet kasasında ölüme gitti yavrularım !‘’diye ağıtlar ama nafile…

*

       Halk tabiri ile eften püften, ceviz kabuğunu doldurmayan sebeplerden dolayı boşanmaların   durmadan arttığını gözlemliyoruz. Doğal afetlerin, dolaysıyla depremlerin acı sonuçları arasında boşanmalarında olduğu bir gerçektir. Şöyle ki; 17 Ağustos depreminden sonra bazı bayanların boşanma sebepleri arasında deprem anında kocalarının sade kendi canlarını düşünerek  hemen dışarı kaçtıklarını, uzaktan  ‘’Hanım ben kaçtım, çabuk sende  kaç.’’ diye bağırdıklarını… ( Depremde veya diğer afetlerde önce canan diyenlerin yanında, bir çok insan önce can deyip panikle eşini, çoluğunu çocuğunu bırakıp, unutup kendini dışarı attıklarına şahit oluruz.) gerekçe  göstererek boşanmak isteyenlerin olduğu gözlenirken, depremin soğuk yüzüne, tüm şiddetine, korkusuna  rağmen  yıllardır aynı yastığa baş koyduğu, iyi günde kötü günde dediği, gençliğimde hayat arkadaşı, yaşlılığımda doktorum dediği  eşine sımsıkı sarılan ve bu şekilde ölüme giden  yaşlı vefakar eşlerinde olduğunu görüyoruz.

       Abdülrezzak K ve Halime K. birbirini  çok seven karı kocadır. Kıyameti andıran depremin şiddetine rağmen birbirlerine sımsıkı sarılarak  son nefeslerini verdikleri ancak enkaz altındaki cesetlerine ulaşılınca anlaşılabildi… Birbirlerine öyle sarılmışlardı ki, ölülerini kimse ayıramadı. Kolları birbirine öyle kenetlenmişti ki, onları ayırmak için koparmak gerekiyordu. Baktılar ki olmayacak, ayrı ayrı tabuta koyamayacaklar bu karı kocayı. Çareyi beraber toprağa vermekte buldular… Ölmeden önce sayılı saniyelerini nasıl geçirdiler, nasıl birbirlerine manevi destek olmaya çalıştılar bilinmez. Ancak bilinen bir gerçek var ki, onları ne deprem ayırabildi ne de ölüm! Hayatta beraber, depremde beraber, ölümde beraber ve ölümden sonrasına beraber yürüdüler.

Özetin Özeti:

Evlilik cüzdanına yaz nikâh memuru:

Gençlikte hayat arkadaşım / yaşlılıkta doktorum olsun!

Ölüm kaderde var,  korkmuyorum / ama yolculuğumuz beraber olsun!

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın