Bydiladkaya

Şub 12, 2021

                                ADALET SÖZDE DEĞİL ÖZDE KALMALI

Harcı adalet olmayan bir cemiyeti binası çürüktür. Ufak bir sarsıntı ile yıkılır.”

                                                                                                                Suat TAŞER

Her şeyi yazabilmeyi isterdim bu hayatta. Her şeyi diyorum, her şeyi bilmeliyim dünya üzerinde ne varsa. Mümkün olan mümkün olmayan ne varsa. Önce “adalet”i ama, önce “adalet”i…

Yaşamın kıyısından tutunurken hayata, koca bir cemiyetin domino taşıyım ben. Her taş birbirine yaslı bir şekilde duruyor, dünya denen cemiyeti oluşturuyor. Kimsesiz çığlıklar işitiliyor bazen taşlardan, yürek burkan ağlamalar… Taşlardan işitiliyor diyorum, kiminin sonu gelmez çığlıkları var, kimi ısrarla taş olmaya kararlı. Bense bu cemiyette kendini arayan bir ıssız…

En sonunda bir sarsıntı kopup geliyor. Taşlar devriliyor birbiri ardınca. Kimi yıkılıyor olduğu yere, kimi hala yıkmaya kararlı… Geçtim “vicdan”ın sokağından, baktım “adalet” ölmüş, “merhamet” başında ağlar…

Ömer Hayyam demiş zamanında: “Adalet, evrenin ruhudur.” diye. Şimdi ruhlar çekilmiş, kalmışız ölü bedenlerle ve onların üzerlerinde uçan leş kargalarıyla…

Geriye alsaydık her şeyi, zaman tersine aksaydı… İlk yapılacak kanun, adaletle ilgili olmalı, ilk verilecek ceza, adaleti yok sayanlara verilmeliydi. Temelimiz sağlam olurdu o zaman, taşlar devrilmezdi, evrenin ruhu çekilmezdi, leş kargaları üşüşmezdi tepemize. İşte o zaman toprağa daha sağlam basardık, göğün mavisini görebileceğimiz en iyi şekilde görürdük…

Adalet harcı sağlam olsaydı, bir gün yıkılacak duvarlara adalet ile ilgili sözler yazılmazdı. Vicdanı bilirdi insan, merhameti de… Kelimelere ihtiyaç duymadan… Bir nevi bu kavramları anlatmak da onların artık sadece sözde kalıp özde kalmadığının bir göstergesi değil mi?

Madem yazacaktık, kalemle kağıt yeter miydi adaleti, vicdanı, merhameti anlatmaya? Sözler tükenir, cümleler sıradanlaşırdı. Biz ki bu cemiyetin birer taşıydık. Söze değil de öze taşısaydık adaleti, vicdanı, merhameti işte o zaman insan olurduk belki.

Şimdi soruyorum: Hala geç kaldık mı? 

Bir Cevap Yazın