” Beni anlamalısın. Çünkü ben kitap değilim,öldükten sonra beni kimse okuyamaz,yaşarken anlaşılmaya mecburum”

“Işık mı azdı? Yoksa insan aynı parlaklıkla görmüyor muydu kafasından geçenleri”

Oğuz Atay’ın bu kitabını Beyoğlu’ndaki evine kapanıp sürekli yazdığı bilinmektedir. Bir okuyucu olarak da bunu devamlı okumak istemenizle anlıyor hatta yaşıyorsunuz. Okumaktan çok ;  anlıyor ,yaşıyor hissediyorsunuz.Yazarı,kahramanları,mekânı.
Okurken yazarın düşüncesiyle sohbet ediyorsunuz. Bir insan içinde kaç farklı kimlik kaç farklı yansıma barındırır? Bir zaman sonra siz de kendi düşüncelerinizi duymaya başlayabilirsiniz. Zannımca bu ilham gibi düşünülebilir. İnsan okurken  çesitli diyaloglar ekseninde kendi düşüncelerine muhatab buluyor.  Kitapla anlaşarak sessiz konuşmalar adına anlaşma yapmış gibisiniz. Sanatın o zengin dunyasina adim atıyorsunuz. Ve aslında sanatın kozmopolit oluşuyla zenginleştiği yerleri de gösteriliyor.  Bakış açısı  ve üst perspektifler ne kadar genişlerse insan etkilerden o kadar kendini koruyabiliyor.  Yani oyun içinde olan oyunları farketmek gibi. Öyle roller bekliyor ki hayat, Hikmet de parçalanıyor kendi rollerini anlamak ve yaşamak adına.  Buna hayata bir minyatür olarak yaklaşmak da diyebiliriz zannımca.
Kahraman-onun sokagi- tiyatro sahnesi-salon.
İnsan- Kendi yaşamı -Dünya-Kainat
Kişilik paradoksları ve analizleri en ince ayrintisiyla verilmesi sizi romanda yaşatan,canlandıran bir diğer unsur.Ustaca kullanılan bir bilinç akışı tekniği aynı zamanda okuyucuyu bir akışta da tutuyor. Filozof penceresinden baktıran bir roman. Mesela; İsımlerin ironi içermesi insanı düsunmeye cagiriyor. Sevgi sevgisiz . Bilge bilgisiz. Hikmet Benol Ben olurken farkli kişiliklere bölünen karakteri ile insanin icinde kac farkli kimlik olabileceği de yansıtılıyor

4 thoughts on “Tehlikeli Oyunlar Oğuz Atay”
      1. Daha önce yayınlanmış bir yazı olduğunu görünce tereddütte kaldım. Çünkü bu metinden, bir kitap için bir kaç söz almak istiyorum. Kaynak olarak sizin isminizi mi yazayım?

Bir Cevap Yazın