Çıkmaz sokaksız yol, umutlar varsa düz bir çizgi gibi görünür; kim bilebilir ki gün gelip de o çizginin iki ucu keskin bir araftan ibaret olacağını. O çizgi üzerindeki yaşam adımlarımız, koşarcasına gitmek ister. İnsanı ayakta tutan, kalbinin en ücra köşesinin derinliklerin de sakladığı umutlardır.

Öyle bir an gelir ki gitmek istediğimiz upuzun yol, kendi çıkmazımıza gömülür ansızın. Akılda olanlarla bizi yoldan alıkoyan o çelme, kader midir yoksa delice koşmak isterken bizi geriye çeken korku iplerimiz mi? O dümdüz yol bir anda çıkmaz sokaklarla dolar, ne yana baksak çıkmaz.

Beklemek ise kimi zaman olgunlaştırır, fakat çoğu zamanda şüphesiz çürütür. Dümdüz gördüğümüz yollar, korku iplerine esir olduğumuz için bekledikçe çıkmazlara açılır. O ipler, mutlu olma ihtimalimizi, denizin ıpıssız adalara götürüp bıraktığı bir dal parçasını alıp götürdüğü gibi bizleri götürür. Yüzlerdeki belli belirsiz o araf hüzünleri; dümdüz yolda koşmayı düşünürken, sürüklendiğimiz o ıssız adada takılan maske gibi.

Zaman neydi? Dışımızdaki zaman, içimizdeki kendi umutlarımızın zamanını parmaklıklar ardına sürüklerken, farkında mıydık? Sonradan mı farkına vardık? Farkında olarak mı o sonu bekledik?

Beklemek; hangi zamanın hangi zamana galip geleceğini görmek, belki koşup yolun sonuna varmak, belki hiç bilmediğimiz yeni bir yolda kaybolmak mıdır?

Kendi zamanımızda olmayan her şey, yok olmaya mahkumdur!

Gün gelir ne yolun başında bizi geri çeken o korku ipleri ne de dümdüz gördüğümüz ama koşup geçemediğimiz o yolun sonundaki o umutlar kalır. Ulaşacağımız yer öyle güzel bir yerse, o ipleri kırmamız gerekiyorsa, umutların ağırlığıyla kırmalı çok geçmeden.

Nasıl bir yer de olmak istiyorsanız, öyle bir yer de olmanız dileğiyle..

Keyifli okumalar

Reklamlar

By seyhanhas

Dökülen harfleri tutan blog yazarı

Bir Cevap Yazın