Aysel teyzemin uğurlu sayısı ikidir. Ona sorsak, hayatında sahip olduğu tüm güzellikleri önce Allah’a sonra da bu uğurlu iki sayısına borçludur. Demir ailesinin ilk kızı olması dışındaki her sıralamada ikinci gelir teyzem.
Anneannemin ilk kızı Aysel teyzem ikinci kızı da annem. Dayım çok sonra doğmuş. Anneannem dayıma hamile iken dedem vefat etmiş. Doğum yaptıktan kısa bir süre sonra da anneannem hastalanıp yatağa düşmüş. Annemle dayımı Aysel teyzem büyütmüş. İki kardeşine hem anne olmuş, hem baba, hem de abla. Dayım üç, annem beş yaşındayken anneannemin de vefat etmesiyle annem ve dayımın teyzeme ipotekli bir hayat yasayışları başlamış. Dayım okuduğu okulu, annem babamla evliliğini, benim iyi bir aile çocuğu olarak büyütülmemi, ona kalsa alıp verdiğimiz nefesi bile teyzeme borçluyduk.
Dayım evlendikten sonra Aysel teyzeme resti çekip başka bir şehre taşındı, kendi hayatını kurdu. Annem kaldı. Teyzem dayımdan kalan boşluğu da annemin hayatına karışarak doldurdu.
Teyzemin evimizde gizli bir otoritesi vardı. Biz bu otoriteyi her sabah boyun eğerek selamlıyorduk. Yatmadan önce teyzemin varlığına minnet duyup öyle uyuyorduk. Verdiğimiz büyük küçük her kararda Aysel teyzemin tavsiyeleri muhakkak olurdu. Görünüşte teyzem fikir beyan ederdi sadece ama son söz biz farkında olmadan hep onun olurdu.
Annem yıllar sonra salondaki oturma takımını değiştirmeye karar verdiğinde Aysel teyzem ve babam bir hafta boyunca oturma grubunun yeni rengi için tartıştılar. Annem bu tartışmayı uysal bir kabullenişle izledi. Haftanın sonunda babamın beyaz koltuk takımı fikrine teyzemin çabuk kirlenir, temizlemesi zor olur deyip önerdiği koyu gri ve bordo fikri kazandı. Koltuklar geldiğinde koyu gri ve bordonun salonu kapattığını görmüş ama hiç birimiz bundan dolayı teyzeme kızdığımızı söyleyememiştik. Teyzem şuh kahkahalar içinde koltukların konforunu test ederken biz ondan etrafa saçılan karanlıkta oturmaya devam ettik.
Teyzemin üzerimizdeki karanlık gölgesinden şikayetçi olan bir tek babamdı. Biz şikayetçi olsak da teyzemin annemle dayımın üzerindeki emeklerinin hatrına sesimizi çıkaramazdık.

Babamla annemin sebebi teyzem olan kavga edip barışmalarına küçüklüğümüzden beri şahittik ama salon takımının koyu renginden sonra çıkan kavgada bu defa barışmadılar. Babam kızıp valizini aldığı gibi evden çıktı, bir daha da dönmedi. Bana ara ara telefon açıyor, iyi olduğunu, beni özlediğini söyleyip kapatıyordu. Babamın gidişinden sonra tabiri caizse meydan tamamen teyzeme kalmıştı.
Teyzem; dayımın, annemin ve bilumum akrabalarımızın üzerindeki otoritesini saygınlık çerçevesi içinde sunuyordu bize. Biz teyzemin saygınlık çatısının altında nefes alıyorduk.

Teyzemin her işi iki defa yapmasının getirdiği bir uğuru vardı. Bu uğur, teyzeme Allah’ın bir lütfuydu. O bu lütfun gölgesinde , biz onun gölgesi altında yaşayıp gidiyorduk.
Teyzemin uğuruna inanların sayısı bizim yadırgamayacağımız kadar çoktu. Uğuruna inanıp çocuğunun ağzına tükürmesini isteyen de oluyordu, çeyizine bir de Aysel’in elleri değsin diyen de. Teyzem nereye giderse uğurlu sayısını adeta boynunda taşıyordu ve tüm bu şöhretini boynunda asılı görünmeyen bu iki sayısına borçluydu. Metafizikciler incelese, teyzemin boyundaki görünmeyen ikiyi ispatlayacaklardı. Matematikçiler inceleyebilse, teyzemin boyundaki ikinin matematik tarihindeki bilinen ikiden farklı olduğunu görecek, uzay bilimciler incelese, teyzemin yedi milyar ötedeki bir mesafeden görünür olmasını uğurlu sayısına bağlayacaklardı.

Teyzemin uğurlu ikilerinin arasına ikinci koca da girince saygınlığı da şansı da arttı.
Aysel teyzemin ilk eşi Bayram enişte, bir trafik kazasında ölünce teyzem Selami enişte ile evlendi. İkinciye gelinlik giyip düğün yapmadı ama Bayram enişteden kalan evde ikinciye evlendi.
Bayram enişte öldükten sonra teyzem ikinci bir şans dileseydi Allah bu sevgili kulunu kırmayıp enişteme ikinci bir yaşama şansı verebilirdi. Teyzem bunu istemedi, aksine ilk kocasının ölümüne içten içe sevindi.

Görücü usulü evlenmişlerdi Bayram enişteyle. Zamanla birbirlerine alışmışlardı ama arada azıcık dallanıp budaklanan bir sevgi dalı varsa da teyzem onu alıp koparıyordu. Eniştemi sevmezdi teyzem, eniştem sevilmemeye o kadar alışkındı ki bir gün teyzem çıkıp boynuna sarılsa, yanaklarından öpse eniştem tuhaf karşılardı bunu. Bayram enişte trafik kazasında ölmeseydi ya teyzem ile boşanırdı ya da eş katili olurdu. Eniştemin ölümüne hepimiz üzülürken aynı zamanda içten içe haklarında en hayırlısı buydu diye karar verdik.

Bayram enişteden sonra talih, teyzemin yüzüne ikinci bir eş aracılığıyla gülmüştü. Selami enişteyi tanıdıktan sonra biz de talihin teyzemin yüzüne güldüğüne, gülmeyi geçtim kahkaha attığına inanmıştık.

Selami enişte teyzemin hem kocası, hem yardımcısı, hem arkadaşı olmuştu. Bayram eniştenin teyzemin deyimiyle asiliklerinden sonra Selami eniştenin uysallığı Aysel teyzeme ikinci baharı yaşatmıştı. Teyzemin ikinci baharı önce Hâle, sonra da ikinci çocuğu Aykut ile çiçeklendi.

Teyzemin uğurlu iki sayısının hepimizin nezdinde bir çok anlamı vardı. Yaz Kur’an kurslarında kırk sayının kerametlerinden bahsetmişti hoca. Kırk gün kırk gece süren düğünün, kırk yaşın, bir şeyin kırk kere söylenirse gerçekleşeceğine olan inancın, kırk katın, kırk yıl hatrın aslında bildiğimiz kırkı değil, sonsuzluğu anlattığını öğrenmiştim. Hocanın anlattığı kırklar kadar teyzemin ikisinin de derin anlamları vardı. Kırk sayısı ne kadar sonsuzluğu temsil ediyorsa Aysel teyzemin uğurlu sayısı iki de o kadar şansı temsil ediyordu. Bana kalsa teyzemin uğurlu sayısının derslerde işlenmesi insanlık adına yapılmış bir hizmet olurdu.

Teyzemin uğuru, mahallemizdeki büyük bir alışveriş merkezinin açılışıyla resmiyet kazandı. Açılışta dağıtılan kadife keselerin içinden çıkan numaraların birine lüks bir otomobil verileceğini duyduğumuzda mahallecek oraya gittik. Teyzemin seçtiği kırmızı kesesinin içinden çıkan iki sayısıyla son model lüks bir otomobil kazandığına da mahallecek şahit olduk. Teyzemin yıldızı o günden sonra daha çok parladı. Arabayı aldığı gibi Selami enişte ile bir süre tatile gittiler. Ona çıkan iki numaranın uğuru yeni açılan markete vurmuş ve market kısa sürede beklenilenin üstünde hasılat yapmıştı.

Teyzem, tatil dönüşü oğlu Aykut’un mühendislik kazandığı haberini gerine gerine duyurdu mahalleye. Üste üste gelen bu uğurlu haberlerinden sonra çevresinde kısa sürede onun uğurundan nasiplenmek isteyen arkadaşlarıyla doldu. Teyzemin tanıyanı artınca dolayısıyla da annem de kısa sürede meşhur oldu. Annemle birlikte gittikleri ortamlarda yiyip içiyor, davetlere katılıyorlardı. Bazen bir nikaha davetli oluyorlardı, bazen yeni doğan mevlidine. Bazen yeni taşınan bir eve hayırlı olsuna, bazen de yeni açılan iş yerlerine bereket getirmeye gidiyordu.

Aysel teyzem her işini iki kere yapardı. Talihi de ona göre yol alırdı. Mesela ona göre Allah’ın hakkı üç değil ikiydi. Çamaşırı iki kere silkeleyip öyle asardı, dikişini çift dikerdi. Eve girecekse önce eşikten içeri girer, dışarı çıkıp aynı eşikten ikinciye girerdi. Beğendiği tabak çanak olursa ikişer takım alırdı. Severek giydiği elbiselerden, eteklerden, gömleklerden, yazmaların aynısından bir tane daha alırdı.

Teyzemin bu uğurundan anneme bulaştığını henüz görmemiştik ama annemin teyzeme Allah’tan sonra büyük inancının olduğunu biliyorduk. Turşu kurulacaksa ilk salatalığı teyzem yıkayıp bidona koyar, geri kalanını annem kendisi doldururdu. Evimize giren un da tuz da her nimete katıldığı için önce teyzemin elinden geçerdi. Böylece evimizin bereketi katlanırdı ama nedense bu unların da tuzların da biz almasak yerine dolduğuna şahit olmamıştık. Anneme kalsa musluklardan akan sularımızı bile önce teyzemlerin evine bağlamalı, ardından bize taşımalıydık. Aslında annem ya teyzemin uğursuzluğuna inanmak istemiyor ya da aç kalmaktan korkuyordu.

Aysel teyzem bir sabah ansızın öldü. Herkes tarafından bu kadar sevilmesinin ardından ani ölümü Aykut’u, Hâle’yi, Selami enişteyi, dayımı üzdüğü gibi bizi de üzmüştü. Dolayısıyla Allah’ın yeryüzüne gönderdiği uğurun ve bereketin timsali Aysel teyzeden mahrum kalan mahalleliyi de üzmüştü. Selami eniştenin anlattığına göre gece sapasağlam yatağa giren teyzem sabaha cansız bir cenaze olarak çıkmıştı. Annem teyzemin hiçbir hastalığı yokken başında kimseler yokken can çekiştiğine, ağzına su vereninin olmayışına yanıyordu. Dayım, yıllar önce restini çektiği ablasının ölüm haberini aldığına yanıyordu. Mahalleli de Aysel teyzemin gidişinin ardından son bir uğur nasiplenmedikleri için yanıyorlardı. Selami eniştenin de Aykut’un da Hâle’nin de konuşmaya mecali yoktu.

Teyzemi yıkadıktan sonra cenaze arabasına koyduk. Koca bir kalabalık, kaybettiğimiz uğurumuza ağlayarak teyzemi defnetmeye gittik. Bana kalsa iki mezar kazmalıydık. Birine teyzemin bu dünyasını, ötekine de bu dünyaya ait vücudunu koymalıydık. Aynı ölçülerde, aynı derinlikte iki mezar. Öyle olmadı. Yaşıyor olsa muhakkak bizi iki tane kazmaya ikna ederdi ama o artık yaşamadığı için bizim sadece bir tane kazabildiğimiz mezara teyzemi defnetmek için tabutu açtık. Beyaz kefen teyzemin nefes alışıyla kıpırdıyordu. Teyzemin acılı yakınları dahil kimse metanetini koruyamadı. Az evvel ölümüne ağladığımız teyzemden şimdi yaşadığı için korkuyorduk. Mezarlığa gelen kalabalık bir anda karıştı. Cenazeyi, yani aslında yaşayan cenazeyi apar topar hastaneye kaldırdılar. Teyzemi gömmeye geldiğimiz yolu, şimdi ne olacak, öteki dünyaya gidip tekrar dönmüş biriyle nasıl yaşanır sorularıyla döndük. Dönüşte kimse ağlamıyordu.

Teyzemin aslında ölmediğini, kalp krizi geçirip bayıldığını anlattı doktorlar. Annem dahil kimse doktorların dediklerine inanmadı. Ölen, yıkanan, kefenlenen, tabutlanan bir ölünün dirilmesi onlara göre mucizeydi. Teyzem taburcu olduktan sonra kazılan mezarını onun ardından döktüğümüz göz yaşlarımızla birlikte toprakla doldurduk.

Ölüp dirildikten sonra şöhreti daha da arttı teyzemin. Artık eskisi gibi evlere, iş yerlerine gitmiyor, davetlere katılmıyordu. Evinin üst katında, gelen gidene tahsis ettiği odasında ziyaret kabullerine başladı. Gelenler duasını alıyor, elini öpüp öyle gidiyorlardı. Teyzemin ikinci baharından sonra ona bahşedilen ikinci hayat, birincisinin aksine daha renkli, daha bol gelmişti ona. Teyzemin evi, artık Bayram eniştenin babasından kalan iki katlı ev değil mütevazı bir ziyaretgah olmuştu. Teyzem gelen gidenin çokluğundan memnundu.

Aykut ile Hâle teyzemin ölüp dirilmesinden önce evlenip kendi evlerine yerleşmişlerdi. Teyzem, ziyaretgahında Selami enişte ile tek yaşıyordu. Annem gündüz orada kalıyor, geceleri eve dönüyordu. Teyzemin kısa sürede ziyaretçilerinin daha da artması üzerine annem de temelli orada kalmaya başladı. Selami enişte ile gelenleri ağırlıyor, gidenleri uğurluyorlardı.

Teyzemin sevenlerinin hediyeleri eskiden Bayram eniştenin olan ama artık Aysel teyzemin ziyaretgahı olarak kullanılan evin üst katına sığmayınca alt katı da ziyarete açtılar. Birkaç hafta sonra da teyzemin ziyaretgahını derneğe dönüştürdüğünü duyduk. Teyzem artık resmi olarak uğurluydu. Derneğin adı, düşünüp taşınmaya gerek duyulmadan İkinin Uğuruna İnanalar Derneği koyuldu. Teyzem toplanan bağışları İkinin Uğuruna inananlar Derneği binasından ihtiyaç sahiplerine ulaştırıyordu.

İkinin Uğruna İnananlar Derneğine rağbet teyzemin beklediğinin üstünde oldu. Artık ziyaretgaha dua almaya, şans nasipleye gelenlerin dışında giydirilen yetimler, doyurulan açlar, evlendirilen gençler, sünnet edilen çocuklar da gelmeye başladı.

Teyzem “Herkes hayatta ikinci bir şansı hak eder” sözünün yeryüzündeki tek temsilcisiydi. O, bu şansını İkinin Uğruna İnananlar Derneği ve mütevazi ziyaretgahında 11 yıl boyunca değerlendirdi.

Aysel teyzemin 11 yıl sonra ikinci defa ölümüne annnemle Selami eniştem dahil hiç birimiz inanmadık. O sabah ilk ölümünün aksine ikinci ölümünde ziyaretgahından ağlama sesleri yükselmedi. Annem, ilk ölümünde teyzeme çok ağlamıştı; ikinci ölümünü olağan karşıladı. Selami enişte, cenazeden sonra teyzem döndüğünde temiz görsün diye ortalığı topluyordu. Öldüğünü duyan sevenleri, tekrar dirileceğine inandıklarından gelmediler.

Aysel teyzemi yıkadıktan sonra cenaze arabasına Selami enişte, annem, dayım, Aykut ve Hale dışında İkinin Uğuruna İnanlar Derneğinin bir iki ileri geleniyle birlikte kaldırdık. Teyzeme bir tane mezar kazdık. Tabutu açtığımızda beyaz kefeni bu defa kıpırdamıyordu.

Teyzem üçüncü bir yaşama şansı bulamadı ama biz ikinci defa onu kaybettik. Yine de gömdükten sonra evimize dönüp Aysel teyzemin dirilmesini bekledik.

Aysel KİŞİ

Reklamlar

By Aysel Kişi

Aysel Kişi 1994'te Muş'un Bulanık ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu yine doğduğu ilçede, liseyi Eskişehir'de tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Sekiz çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Muş'ta yaşıyor.

Bir Cevap Yazın