İçimde korkunç bir değişme, değiştirme isteği vardı. Öyle ki bu her şeyi değiştirebilecek güçteydi.

  Asıl sorun burada başlıyordu. Bu değişime ayak uyduran, arka çıkan kişilere cenneti vaat ediyordum. Ama her değişimin bir sancısı vardır elbet. İlk önce sana karşı, sen karşı çıkacaksın. Değişimin tek düşmanı siz de değilsinizdir üstelik. Bu yüzdendir bu değişim korkusu. Siz yalnızca tek mücadele etmek zorundasınızdır ve karşı takım tek değildir. En büyük düşmanınız eski benliğiniz olacak. İtiraz edeceksiniz, suçlayacaksınız kendinizi. Bu sen değilsin diye her gün duyacaksın bu sesini. En küçük bir aksilikte, kafa karışıklığında yakalayacak seni, üzerine gelecek. Kahkahalarla seyredecek zannınca bu saçmalığı. Sakın boyun eğme ona sakın kulak asma o dediklerine. Sağır olman mı gerekiyor, sağır ol. Kör olman mı gerekiyor, kör ol. Susman mı gerekiyor, sus. Yaptıklarınla cezalandır onu, bırak acı çeksin bir köşede. Eski ölene kadar değişim tamamlanmış değildir. Onu öldürene kadar devam et.

İkinci büyük düşmanımız, yakın çevremizdir. O çok sevdiğimiz yakın arkadaşlar. Çevremizdekiler, eski benliğimizi bütünüyle tanıdıkları için yapılabilecek en küçük değişiklik bu grubu tehdit eder. Çünkü farklı pencereden baktığınızı hisseder, kendi kusurlarının gün yüzüne çıkmasından korkarlar. Bu korku onları hiç yapmayacak şeyleri yapmaya iter. Değişime engel olmak için bu yeni benliği sürekli eleştirir. Kafanızı karıştırmak kolaydır, çünkü eski benliğinizi çok iyi tanıyan kişilerdir. Doğru cümleleri bulmak zor olmasa gerek. Hırslarınızı, zaaflarınızı çok iyi bilen biri sizi çok iyi idare edebilir bu süreçte. Değişimi engellerse, tatmin olup eskisinden daha yakın olur sizinle ki değişimi tekrar düşünmeye yeltenmeyesiniz diye. Değişime engel olamazlarsa eğer, ki onlar için durum oldukça kötüdür. İlk önce davranışları değişir. Mesela size olan tavrı, bakışları gibi. Sonra bu değişimle yarıştırmaya çalışır kendini. Yarış onun lehine gitmedikçe rahat yoktur ona. İçinde büyütür kinini. O kin öylesine büyür ki zehirlemeye başlar onu gün geçtikçe. Rol yapamaz, karşı çıkamazdır artık. Sonunda, varlığınızı kabul edip uzaklaşır sizden.

 Değişimin üçüncü düşmanı tutucu ailedir. Aile herkesin en değer verdiği olmuştur her zaman. Öyle ki ailelerimizle ilişkilerimiz her şeyi etkilemiştir. İyi bir ailede yetişen kesimin, şefkatli, uyumlu, yapıcı yapısında oluşuna dikkat çekerim. Bunun aksine kötü bir aile insana bir şey kazandırmaktan çok kaybettirmeye yöneliktir hep. Kurulan bağların geçiciliğinden tut hep bir güvensizlik hissi bunun cabası. Ailenin tutucu olması, küçük yaşta etkilerini fark edemesek de yetişkinlik yolunda bize hep engel olmuştur. Çok okursun, çok düşünürsün gün geçtikçe. Şiddetle savunmalıyım ki böyle yapılması gerekir büyümek için. Adı üstünde büyüyorsun ve değişim kaçınılmazdır. Tutucu bir ailenin her zaman kendine göre doğruları vardır. Bu doğrular anne ve babalarından onlara öğretilen geleneklerle birlikte dini kitaplarda yazılanlardır elbet. İşin şu kısmını sorgulamak gerekir doğrusu; büyüklerin her dediği doğru mudur, geleneklerin bizi götürdüğü bir yer var mıdır yoksa biz topluma ayak uydurmak adına gerçekleştiremediğimiz geleneklerle ayıplanacağımızı düşündüğümüz için mi bütünüyle kabul ediyoruz. İşte tam bu noktada toplumda yer etme, toplum tarafından onaylanma ihtiyacı gözlemleniyor. Toplum bir bütündür ama her bireyin ayrı bir yeri vardır. Her bireyin ayrı düşüncesi, karakteri, arzuları olduğu gibi. Takılmışız gidiyoruz toplum kuralları ahlak kurallarına. İyi görünmek adına kendimizi kısıtlıyoruz her konuda. Ne derler cümlesini hayat felsefesine dönüştürüp akıntı bizi nereye götürürse gidiyoruz, kendimize bir kere bile bakmadan, konuşmadan. Kendimizi sevmekten öte sevilmenin peşine düşmüşüz. Kendimizi görmekten öte, çevremizdekilerin bizi nasıl gördüğünü önemser olmuşuz. Siz kendinizi önemsemezseniz ve görmezseniz kimse sizi görmez. Kimse size isteyip de bu sebeple yapamadıklarınızdan dolayı iyi demeyecek.

İyilik kavramı, toplumun oluşturduğu kavramdır. Herkesin doğruları farklı olabildiği gibi herkesin iyilik kavramı da farklı olabilir. Açıkçası biz iyi görüneceğiz diye kendimizi öldürüyoruz. Bu kavramlar arasında kalmış değişim, akıl almaz şekilde sancılı olur. Tutucu ailenin bu hayat görüşünü benimsemesiyle yer edinmiş mutsuzlukla birlikte bu görüş ısrarla savunulmaya devam eder. Çok korkarlar içlerinden birinin bu değişim arzusuna. Onlara göre bu arzu, en büyük günahların başında gelir.

Kendilerinden farklı birini istemezler, kabul edemezler ve bütünüyle dışlarlar. Kişiyi duygusal anlamda yıpratan en büyük faktördür bu dışlanmışlık hissi. Doğduğun büyüdüğün eve yabancılaşırsın birden. Yerin yoktur ve burada kalmaya meyil etsen orada çalmaya başlar içindeki ölüm çağrısı. Değişim isteği zehirli bir fikir gibi kana karışmıştır çoktan. Hissedersin tüm bedeninde zihninde. Ya bütünüyle bırakıp gideceksindir artık ya da her gün eziyet edeceksindir bu değişim arzusuna. Biliyorsun en doğru olanı. Yaşamak için öldürmek gerekli buna engel olan her şeyi. Diğer türlüsü intihardan başka bir şey değildir.

Bir Cevap Yazın