Düzlemesine giden sokağın sonunda yolun ikiye ayrıldığı yerde
Koca çınarların arasında hapsolmuş aile apartmanında yaşı 20ye yakın genç bir kız var
Bu genç kızın sabahtan başlayıp akşamın bir körüne kadar süren sade gülüşü
İki dudağının ardına saklanan sır, salya ile tatlı tatlı dökülüyordu Ragıp’ın kül tablasına
O esnada o gülüşü seyrederken cennetin ışıkları bir ağacın kuru kozalağından saçılır
Pak bir beden, meşk rengine ramak kalan gözlerle dans ediyor
Durup bir nefesle âşık olsan olmaz ki nefret etmeye kalkışsan ayıptır
Besbelli ki kül kokusu bayıyor ama sebepsiz sırra kadem basan gülmeler afyondur
Afyon tadilır mı yoksa beklenir mi Azrail?

Ragıp açılmayan gözleriyle kızına manasız gülüyor
Cehennem sıcağı gibi havada, kutup da yürürmüş gibi tırsak beden sadece gülmekten tecellisini alır
Gülen gözler yalanı beceremiyor ama ümitler had safhada
Kızın boğazında ki morluk aheste aheste iniyor göğüs boşluğuna
Yalancı bir gülüş he ene saklıyorsa açığa çıkıyor
Biraz kafamı çevirdikten sonra annesidir diye düşündüğüm bir abla sürekli hap yutuyor
Telâş ve korku iri gözlerin arkasına saklanıyor
Kapılarında sürekli zile basan adam geri çekilip balkonu yokladı gözleriyle
O sırada gider borusundan akan idrar felaketin habercisiydi.

Çantalı adam geriye çekildiği an çirkef bir kadın kapıdan çıkıp bağırırken
Elinden psikiyatrist kartı düşen adam içeri bir hücumla girdi
O anlık sanki cehennem gecesi vurdu gökyüzünü
Cehennem gecesi genzimi yaktı ve nasıl tarif edeyim?
Bir perde vardı sanki asıl olanla benim gördüklerim arasında…
Vücudum kaskatı kesildi ki ölüm sanki kölemdi
Çirkef kadın psikiyatristin ensesine vurdu ama nafile
Gürültüye sağır kulağım adım atsam kıyamet kopacak
Kaç saat geçti bilmiyorum ama ayağımı hissetmiyorum…

Bitmiyor toplumun psikolojik sorunu
Psikiyatristin her adımı her kapıdan isyan curcunası
Giriş katta sabır taşı var tepesinden kan akar
Bulutlar verasetini aldı ölümün
Hangi bedene bürünür, ne zamanın habercisi vahşi ölüm?
Vahşet ölüm sadece bedenden mi ibaret?
Kız resmen aklıyla savaş halinde bedeni harap
Özür dilerim bedenden kasıt…
Şuan bilmediğimi anlatamam, bilsem yersin kalır kelimelerim…

Apartman ahalisi şöyle dursun psikiyatrist kızı kolundan tuttuğu gibi çıkardı dışarıya
Kızın üzerinde kabuk bağlayan idrar kokusu hararetli kıyamete delildi
Bir komşunun arlanmazca açtığı radyonun cızırtısı nice mahlûkları dâhi korkutur
Sebepsizce ve çaresizce bekleyişimin ayağıma vuran sızlamaları cabası
Biraz sonra sokağın başında beliren dilencinin yanık sesi sanki mahşerin özeti
Mahşerin ateşini Ragıp közlüyor ceremesini kimler kimler çekiyor
Yoksunluk mahalle de genzimizi yakarken dilencinin sesi bir darbeyle…
Ümitsizlik sarmalında çabalamamız istavrit gibi çaresiz
Beyhude oluruz diye kendimizi kandırıyoruz

Biraz vakit geçtikten sonra beynimde dalgalanan yersiz karıncalanmalar
Basamakları entrikadan çürümüş merdivende çömelip çaresizce isyan ediyor
Ruhumu tecrübe diye etiket vurulmuş serzenişlere kaptırdım
Ortam beni boğuyor zorlansam bulur muyum çıkarı?
Şu üzerime çökmek için tepinen karabasanın akrabası belki de Ragıp efendidir…
Daha bana kalsa bütün kötülüğün başı odur
Sebep sormayın, o bir deliyse bende durup seyirci olamam
Aksi bir yenilgidir yada kabullenmek…
Bu adama ses etmesek Dingo’nun ahırına çevirir buraları, he hey…

Ragıp ile mahallenin taş köprüsünde tanışmıştık
Milletten sigara dilenir bir kaç adım ötede insanı insana kırar
Adamın daha neyi var bilmiyorum ama düpedüz ömür törpüsü
Gecelerden ne bulduysa gündüzler boğaz boğaza
Şu bahsettiğim oğlu vardı ya havalesi arşı titretir
Günah damarında girizgâh olmuş soyuna sövsem sopunun ne suçu var?
Belki bunlar bir geçiştir veyahut sınav
Sabır aziz vatan toprağı kibir mahalle meydanında kaos fırtınası
Karmaşık çelişkiler içindeyim…

Ragıp’ın kızı göz bebeğinin en derinliklerinde zorlama da olsa umudunu taşıyor, hissettim
Acı bir özlem çökertir kalbime sebebi ne olursa olsun
Hani şöyle manasız gülüşı vardı ya bomboş dünyada kulağımda yankılanan tarifsiz hoş bir uğultu gibi
Adı sanı hiç önemli değil varlığında bir sebep belli
Vaziyet vahimse eğer aksi insanlık dışkı çukurunda
Özür dilerim sitem etmiyorum, ölü ruhlar neden bir kamçı vurmak derdinde garibe?
Garibin ahı tutarsa düşersin gafile
Etme eyleme nefsim, azad et beni
O garip yetimin hatrına…

Gönlüm elverirse uzun zamandır dikildiğim kapıdan koşarak kaçacağım
Manzara ne kadar içimi ürpetse de karadelik kör noktasına çekiyor
Gök koyuya çalan kızıllıkta inliyor
Dersin sanki turnalar cenk meydanında gazi oldu
Öğlen vaktine doğru yağan yağmurlar göz merceklerimi eritiyor
Sanki tanımadığıma mecburum derman bende
Anlamıyorum şu içimde ki boşluk közlendirir mi cehennemi?
Bir tabiri varsa söyleyin ayaklarıma düşen ateş ciğerime vuruyor
Uğultu kafayı yedirtecek…

Epey bir zaman geçti sanki omuzumda psikiyatristin eli
Buz gibi ter ciğerime işliyor
Saat kaç oldu bilemem kulağıma dualar iniyor
Bomboş bakınırken psikiyatrist nice olaylara anlattı
Ragıp denen tutarsız başlı başına öz başına kıyamet alâmeti
Bahis konusu kimsenin kimseyle yok derdi
Sanki vücudum soğuyor, gözlerim irileşiyor
Tadı aklımdan eden bir ölüm var damağımda
Bu arada dost oldum karabasanımla

Gözlerimi biraz araladım ve bir sofranın tam ortasında şamdan celallenmiş
Gırtlağıma kadar çöktü soğuk kavrulma
Tülden hafif bir el gezinir tenimde
Sağım Ragıp’ın kaynar kazanı solum hürriyet bahçesi
Tepemde hiç bir surete benzetemediğim kanatlı huriler düğün havasında
Adım attığım coğrafya noktadan ince
Ve bir daha uyanış sonrası farklı bir dünya burası
Şurası herhalde tam köşe oluyor, Ragıp’ın oğlu ibadetinde
Ve tatlı uyanış…

Tepemde toparlananlardan biri besbelli annem
Niye öyle tatlı tatlı gülüyor?
Babam naftalinli çayı demlediği esnada sokaktan geçen bir ambulans Ragıpların kapısında belirdi
Bir hanım ablamız oğluyla secdeye durdu zaman durdu
Zaman gıdım oynamıyor gök düğüm bağladı
Biter mi yara?…

Aykut Barış Çelik

Bir Cevap Yazın