Yorulmuş bedenlerimize o kadar dert yüketiyoruz ki bazen benliğimizi kaybedecek noktalara kadar geliyoruz. Kahramanınız düşünce ve fikir üzerine araştırma yapayı severdi hep. Düşünce ne idi. Hayal ettiklerimiz edemediklerimiz. O küçük kafalarımıza o kadar çok şey sığdırıyoruz ki bazen kaybolduğumuz anlar dahi çıkıyor karşımıza. Sorgulamak hep hayatımızın bir parçası olmak zorunda. Ne demiş büyük filozofomuz: “sorgulanmamış bir hayat yaşamya değmez” Ne kadar da güzel bir söz öyle değil mi? Kahramanımız en ufak bir durumu sorgulardı. Analiz eder kendi küçük beyninde anlamya çalışırdı durumları. Hayatlarınızın birer dönüm noktları vardır. Kahramanımızın da dönüm noktası bir kitap ilr başlamıştı. Felsefeyi ve edebyatı ilk kez o kitap sayesinde sevmişti. Günlerce araştırmalar yapar, öğrenme arzusuna yenç bilgiler aktarırdı. Kayboluyordu ama. Bazen çok sorgulamak o küçük beyinlerimize fazla geliordu. Ciddeleşmeye başlamıştı artık. Herkese bir mesafe koymaya başladı.

Kararmıştı herşey. Artık anlamsız geliyordu kahramanımıza. Farklı duyhular hissetmek istiyordu artık. Mesela sevilme ,sevme gibi. Kahramanımız o kadar hiçten sayıyordu ki kendini ,bazen arkadaş ortmanıa çıkmaz evde kalırdı. Kahramanımız her yönden geliştirirken kendini özgüven açısından ekiskliği vardı hala. Tam ümitsiliğe kapılırken karşısına daha önce tanımadığı biri çıktı. İçten içe bir duygu vardı içinde. Eminlik duygusu. kateketeri,mizahı,aklı, üslubu baya derinden etkilemişti kahramanımzı. Ama her zaman olduğu gibi bu durumda da bir problem bir bit yeni çıkması gerekiyodu. Kahramanımız kendini hep şansız hissederdi. Belkide şansız değildi. Kahramanımız açılmaya karar verdi. İlk başta red cevabı aldı. Ama pes etmedi. Hayatında ilk kez uğruna savaşmaktan mutluk duyduğu bir durum idi bu. Çabaladı. Başardı…
Kahramanımızın hayatı birden değişmişiti. Artık özgüveli bir birey olma yolunda emin adımlarla yürüyordu. Ve kahramanımız ekler;sensin, ben sadece içindeki atışlarıyım kalbini.

Serhat

By ozanabiska4747

Az biraz zekiyim.d

Bir Cevap Yazın