Baktıkça Sizi Kendisine 29 Kere Aşık Edecek 29 Türkan Şoray Fotoğrafı

O durmaz dediğin o lanet sevda saati durdu şimdi. Yelkovan akrebini özler oldu be mübarek. Eskiden arada bir de olsa görüşürlerdi. Ama şimdi yelkovan başka memleketlerde, akrep başka memleketlerde yaşar halde.  Her ikisi de yüreklerindeki yangının en acımasızını kendinde sanıyor. Ama biliyorlar ki bu acıyı diğeri de hissediyor. Sevin şimdi, haydi gül ağlanacak halimize. Dedemin anlattığı ve senin de çok istediğin o sevda masalı bitti işte. Neylersin be can. Her defasında beyaz kağıtların yüzü beyaz cümlelerle, beyaz aşklarla dolmuyor, arada bir karalanıyorlar işte. Sadece karalanıyor. Bir karalanıyor ki sil silebilirsen…

Olsun be, ne yapayım kadermiş derim bende, çekerim kaderimi. Ama birileri var yalan söyleyen, belki de kaderdir benimle oynayan kim bilir. Belki de martılardı yalan söyleyen, belki dalgalar kumlarla birlikte benim sevdamdan da bir şeyler götürüyordu. Çok kere söylemişti içimdeki çocuk ama inanmamıştım. Belki tek yalancı sen değildin. Belki de hayat yalan söyledi bana. Belki kaderimdir yanlış yazılan kim bilir. Dedim ya her defasında beyaz kâğıtların yüzü beyaz cümlelerle, beyaz aşklarla dolmuyor. Karalanıyor da çoğu zaman, hem de ne karalanıyor…

Belki de bırakıp gitmeliydik bu sevdayı, zararın neresinden dönersek kar deyip de öylece akıntıya bırakmalıydık kendimizi. Onca tutunacak dal bulmuşken tutunmalıydık birine. Sırf kadere gıcıklık olsun diye ağlamamalıydık gülünecek halimize. Belki, belki de uzaklaşmalıydık bu kıyıdan, içimizdeki yangılardan, aşktan belki de. Ama ben bu kıyıları çok sevdim biliyor musun? Ben Bu martıları, kardeşim Karadenizi, soluduğum kömür kokusunu, iki katlı şehrimi bırakamam. Beni bırakıp gittiğin gibi yapamam. Bu candan dostlarıma hıyanet edemem. Zaten onlarda beni bırakmazlarki.

Her şeye rağmen ben seninle deniz kabuğu toplayamamayı sevmişdim. Sol yanında uyanamamayı, başımı göğsüne koyup ağlayamamayı bile. Ama hep sevdim işte. Yalansız ve riyasız sevdim. Biliyordum sende severdin beni. Sende seviyordun beni.


Bu yanılgılar deryasında kollarına tutunup hayata yürüdüğümüz değerler bırakınca ellerimizi üzülürüz. Ve yasak bahçelere girer, yasaklı elmaları yemek isteriz. İşte öyle bir sevdaydı bu beraber oynadığımız.

Sende korkuyorsun ve sen de ben gibi hüzün kokuyorsun. Haydi bi cesaret
Çöz artık düğmelerini yüreğinin görünsün sevdam…


Dünyadaki her şey sevmek içindir. Sevgiyi tüketmeyelim dostlar…
Sevdalı kalın dost kalın ve hep böyle kalın…


Şiirbaz
11.11.2001

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın