Şimdi bu havalarda güzel şiir yazılır
Ne sonbahar dert olur ne kış dondurur ortalıkta sahipsiz kalmış satırları
Şimdi tam iç dökme vaktidir ne kadar doğru ne kadar yanlış olursa cümleler
Kişinin yalanını saklar doğruyu diyen eh belki…
Belki öyle tatlı tatlı hiçliğe gömülürken adam bilinir

Bu havalarda güzel şiirler yazılır
Sağnak bir yağmurda bir lokantanın cam kenarında sıcak çorbayı yudumlarken
Hasretliği dilimlenmiş ekmeğe bir yudumla yüklerken
Bir yarım saat yağmur köşeye çekilip dinlendiğinde
Sevgilinin hayali karşısında on numara beş yıldız, iki demlik çaylık satırlar dökülür

Şuan şu yağmurların altında belki bugün nasiplenemedik hayattan
Nasibiyle günü bitirenleri seyrederken garip gözler
Kalbim ağzımdan çıkarcasına atıyor
Belki yerince delilik ama asfaltın şapırtısı bir umut
Hiçten bir güzeli “sevgilim” diye anmak hayallerde

Bu havalarda yalnızda olsa insana delilik vaciptir
Böyle vaaz verdi bugünlük gönlümün dirilen umudu
Ve birden şöyle tatlı tatlı kulak çınlatan hoş bir arzu
Canım şuan sadece iki şey diler
Bir benden mutluluk bir beni ben eden umutluluk

Canım istedi diye 5 yaşında çocuğun hilesiyle kaptım hanımeli değmiş börekten
Bir kadının dünyaya denk olacağına en basit delildir bu
Bir akşamın köründe de şöyle güzel kahve yudumlarken
Anneme bağlılığımdan istemiştim ya öyle bir eş
Gönlümüz istedi diye verdi ya yaradan…

Şuan Cemal abi ile oturup kahve içmenin tam vaktidir
Yelkovan ölüme az biraz yaklaşmışken
Akrep hayata denk geldiğinde hafızam belki biraz kaydığında
Hiç görmediğim insanları çok iyi tanıyorum bir anda
Bugün belki ümit kapısını aralama vaktidir

Dede yadigârı bir büyüğümüz vardır ki sual damladı dilimden
Bir gece var yamacımı tutuşturuyor ve sabahlar ciğerimi söküp atarken
Ulu orta konuşana artık “deli” demiyorlar sussam öldü gitti
Suzan vardı geldi bugünlük de demir parmaklıkları yırtarken
Suzan vardı gitti oldu mahşer…

Suzan Cemal abinin dipdibe kapı komşusu
Kafa dağıtmak içindir gecenin sıfır soğuğunda döktüğüm mürekkep
Suzan ile Cemal’in âşkı garip bir afyon
Hiç mana arama kelimelerin sokağında sarhoş bir hal geçerken
Ve aleykum selam can ciğer parçası

Bu havalarda iyi şiir yazılır damlalar gönülde ne yer ederse
Şerbet kadar sevdalar yaşanıyor yine “belki bir gün” gazetesinin ilk haberinde
Millet hanımıyla bir şeyler atıştırırken beni soran olmuyor ama kahverengi gözlerde avareyim
Millet hanımıyla milletliğini yaşarken…
Bu havalarda öyle şeyler oluyor bazen…

Gecenin bir körü Cemal abimi uyku tutmadı, kalktı, gitti, izliyorum da…
Hayali vardı Suzan’ı öper gider tamam işte helallik…
Kapıya dayandı, durdu, heyecanlandı, hop, Suzan şaşkın
Suzan şaşkın ki öyle güzel kahverengi gözleri var ki
Cemal abim nasıl ağlıyor ve el varmıyor omuza…

Az biraz ayağım geriledi, başımı eğdim, kaldırdım
Suzan kahverengi gözlerini bana dikti saat 1’i 3 geçiyor
Sanki anladı biraz “gülsem mi acaba” havasında
Öpememekten yana kan bağladı yamaçlarını buselerin
Belki şuan yelkovan nerelere kaçıyor?

Seyrediyorum insanlar nasıl hayatlar yaşıyorlar?
Balkonlarda çok şükür ışıklar sönüyor gözlerim Suzan da
Suzan’ın kahverengi gözleri kanlanırcasına yaşlanıyor
Uçuklatan dudaklara varamaz gözlerim
Sanki hülyalar sır verdi o şirin dudaklara

Bu havalarda çok güzel beklenir banklarda
Bendeniz Mustafa Cemal, Suzandan bir söz alamadım
Saralım hikayeyi başa, bu havalarda iyi şiirler yazılır belki âşklar umut olur diye
Bir ömür bitinceye değin çok fena âşık olurum
Şu geceler yarın bir kaç saatliğine sabah olacaksa
Kalkıp gideceğim sokaklar Suzan’ı getirir…

Tekrarın sonunda ne varsa bilmem yine çaldım kapıyı
Suzan bakındı ve ben, uzun zamandır bilmedim ne hoş memleket tadıyor dudaklar
Birden mutlu oldu kurban olduğum kahverengi gözler
Bir hürriyet gibi sevmek kadını elbette ki Cumhuriyet
Biri iki eden sebep, sonuç, girizgâh, fikriyat…

Yine kim gelip geçiyor sokaklardan?
Kaldırım da oturan benim çocukluğum okşadığı saç Suzandır
Ben Mustafa Cemal beynimin en derin köşelerinde
Kendi kendime yaşattığım aziz duyguların damarında
Kabir edindim öpülesi yanaklarda…

Saat gecenin yarısına vardığı anda
Gökyüzünü çok iyi taklit eden dört duvarda
Annem kapıya yardan ümit bağladı
Bir destur ile terpinip özlediğimin dudağında sabahlarken
Yazarken soğuyan kahvede her yudumun başını çektim, hasretlendim…

Ben âşkı keşfettiğim geçen senenin Mayıs ayında
Öyle bir apartmandır ki Suzan’ın derdi, kederi penceresinde açık gözlü, dimdik, yiğitçe bir demdir
Suzan’ı sevdiğim de dünya kıyamete kadar sükût durdu
Suzan kara bulutlardan yağmur gibi dökülürken kabrimden dirildim…

Bizim apartmanın karşısından toplasam benim dengimde bir genç çıktı
Varamadım ki yanına ne demlidir titrerken adım attığı hayatı
Ne işin adamıdır bilmem ama iki cama hapistir baharı
Bir tarafı gündüz işkencesi bir tarafı gece mahlûk devriyesi
Sorunsallar, ikilemler, arafların arka bahçesi…

Keyfimin acemi kâhyasının nazarında gece 3 civarı
Millet nazarında beceremiyorum “âşk” diye kısaltıp kaçak elektrik gibi hayatı
İnan ki öyle güzel gözleri ve dudakları var ki
Bizim köyün niyazı belbir o kadar değil
Belki ben abartırım ama abartılmayacak gibi değil…

Aslında edebiyattan ötürü meşgalim şu taraftır
Mürekkep beni suskun bilip konuştuğunda
Öyle her günde tatlı tatlı umutlanınca
Vallah billah sabaha güneş vardığında
Benim bu ıçimden geçende olur da Allah büyük…

Dem bu dem olsun çok şey istemem yar elime eş olsun
Mustafa Cemal Suzandan gayrı ne etse olmaz kainata ters
Herkes iyi kötü mutlu sonu bulurken
Ben garipçenin hikayesi bâkî mi kalır?
Dostluk, düşmanlık dert midir bu?

Aykut Barış Çelik

Bir Cevap Yazın