Topal bir sevdanın gönlünde olduğumu düşünüyordum meğer sırtındaymışım. Gençtim yani şimdiki gençliğimden daha genç 😉 . Kan deli ben deli yaşayıp gidiyorduk ikimiz. Sonra bir kız gördüm. O zaman folklor oynuyorum. Yakışıklılığım Tarık Akan kıvamında, havamsa tır lastiğininkinden daha çok. Bu kızın adı sevdaydı, güzeldi, kumraldı, ama topaldı. Topaldı sevdam. Hem topaldı hem de çok güzeldi.

Bir arkadaşı varmış dernekte, onu gelmiş görmeye. Ama ilk ben gördüm onu kimseler görmeden ben gördüm ilk önce. Salağım ya öyle sanıyordum. Bu benim sevgilim olmalıydı dedim. Dedim kendi kendimce ama hemen diğerleri geldi aklıma başladım parmak hesabına.  Dört tane vardı bu oldu beş. Hafta yedi Eeee bunlar beş oh dedim iki günüde kendi dostlarıma ayırırım. Sevindim kendimce…

Her neyse tanıştık. İki güzel söz, ezbere bildiğim birkaç şiirden alıntılar yaptım, yelkenleri indirdi. İyi bir intiba bıraktım üstünde eminim. Ayaküstü bahçeli evlerde oturduğunu, babasının doktor olduğunu, annesinin öğretmen olduğunu ve kolejde okuduğunu bir nefes anlattı. Yürürken sekiyordu ama çaktırmıyordu. Zengindi, eh biraz da yani kendince güzeldi açığı kapatıyordu. Ben bu zamana kadar karım dışında hiç kimseyi hiç bir mekanda beklemedim. Birkaç kez derneğe geldi, üç beş kez çalışmalarımızı seyretti. Ertesi gün bir baktım üstünde eşofman ayağında şıpıdıklar şaşırdım. Derneğe kayıt olmuş. Sevdamız davul zurna eşliğinde folklor tadında başlamış oldu.

Bulunmaz Hint kumaşı sanıyordu kendini. Ama olsun yinede seviyordum onu. Değer veriyordum. Bir gün bilinmez bir nedenden dolayı küsmüş bana. Aramadı sormadı, telefonlarımı bile açmadı. Her telefona hizmetçileri çıktı yok dediler. Ama yazdı sonra. 3 sayfalık padişah fermanı gibi bir mektuptu bu. Yazmak onun için kolaydı. “Senden ayrıldım” diye de net bir dip not yazarak olayı bitirdi. Haspam…

Hani bir atasözü vardır ya ve birazda argodur ya bilir misiniz bilmem… Bu tarihi sözü hangi ata söylemiş onu da pek bilmem ya neyse. Şöyle demiş Üstad. “ Fazla Önem verme yetime, Sonra gelir tükürür yüzüne”… Tam olarak da böyle değildi ya bilenler bilmeyenlere söylesin lütfen 😉

Her neyse işte bir sevda da böylece bitmiş oldu. Günlüğümün o sayfasına bir nokta koyup yeni bir sevdayı tertemiz, bembeyaz yapraklara yazmak adına aldım kalemi elime.

Başka bir sevda masalında görüşebilmek dileğiyle AŞK ile kalınız ama her nefes böyle kalınız…


Emre Vehbi ALKAN
Şiirbaz
25. EYLÜL.2020








By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın