Polyester Baskılı Düğmeler – Merih Düğme
Kavuşan varsa söylesin bir kere ; Hasretle, vuslatın arası kaç kilometre …???


Öyle bir şey olur ki, koskocaman şehir belki de kocaman bir ülke bile aniden durur ve bekler bazen. Günlerce, aylarca veya kuşaklar boyunca bekler güzel günlerin gelmesini. İşte bende o güzel günlerin hatırına koca ülkeler misali bende seni öyle aynı şevkle bekliyordum. Ara ara kalbim duruyor gibi oluyordu, bazen de nefes almakta zorlanıyordum. Heyecan içindeydim yani. Umarsızca beklemek, yüzünü iki saniye olsun görebilmek için saatlerce bekliyordum seni. Belki bir hayaldi seni görebilmek. Biliyor musun ben bu hayal için kaç ömür tükettim pencere önlerinde, sokak köşelerinde.

Aşık mıydım sana onu bile bilmiyordum. Aşk neydi, nasıl geliyor konuyordu yüreklere onu da bilmiyordum. Dedemin anlattığı ama hiçbir zaman mutlulukla sonuçlanmayan umut hikâyelerinle büyüdüğüm için, aşkın tarifini bile yapamıyordum. Ama aşıktım işte. Seni görebilme ihtimalim bile benim için aşktı. Hele hele elini tutabilme ihtimali cennetten bir köşeydi sanki benim için.

O gün aylardan Eylül, günlerden Salı. Benim en çok sevdiğim ay ve en çok sevdiğim mevsim; Sonbahar. Yağmur yağıyordu ben ıslanıyordun herkes bana bakıyordu. Onlar bana bakıyordu ben ise sokağın bizim eve dönen köşesine. Uzun bir yoldu. Ama ben o uzun yolu seni beklerken seviyordum. Göz göze değil belki ama aynı hizaya gelmek uzun sürüyordu ve ben seni uzun uzun seyredebiliyordum.

İşte tamda o gün çıkageldin. Yağmur sonrası gökkuşağının renkleri bürünmüş elbisenle. Penceremin önüne gelene kadar uzun uzun seyrettim seni. Hızlı adımlarla penceremin önünden geçerken durdun, gülümsedin, merhaba dedin. Ve yine hızlı adımlarla kaybolup gittin. Ama ben donmuş halde sevinemedim bile. Sonraları o gülüşüne çok kere kadehler kaldırdım, çok kere içki masalarına meze oldum ya neyse.

Sonraları çok şey öğrendim senin hakkında. Bizimde kendimize göre sokak arkadaşlarımız vardı elbet. Çok şükür ki sevilirdim mahallede. Mahallenin efendisi, mahallenin yakışıklısı, yaşlıların bakkal çırağıydım. Her bakkala gidişimde onlarında isteklerini alır bir nebze mutlu ederdim. Anlayacağın çok sevilirdim. Senin bana gösterdiğin sevgi gibi kirli değildi onların sevgisi.

Her neyse bir süre sonra çalıştığın tekstil atölyesini ve çıkış saatini öğrenmiştim. O saatlere yakın peşine düşüyordum. Günler sonra tüm cesaretimi toplayıp sahildeki bir çay bahçesine davet ettim seni kabul ettin. İşte böyle başladı hikaye. Uzun uzun kendini anlattın bana. Bütün gömleklerin düğmelerini ben dikiyorum demiştin. Ulan sonradan yüreğime düğmeleri çifter çifter ve de çift dikiş yapacağını bilemeden ve de bıkmadan dinledim seni.

İşte sonbahar bunun için var
İşte bundan dolayı içim dar
Gökkuşağına bürünmüş yarim
Yüreğimdeki yaramı sen sar…

                                                                                (Sahipsiz mektuplar isimli şiir kitabından)


Emre Vehbi Alkan
Şiirbaz
26. EYLÜL. 2020

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın