DOST EDİNMELİ İNSAN DÜŞMANI ANNEM BİLE DOĞURUR

Puslu bir gecedeyiz işte. Biraz buruk, biraz hüzünlü ve birazda sarhoşuz. Karşımızda puslu, sisli kardeşim Karadeniz. Martılar bile sarhoş bizimle. Yere dökülen mezelere ortak, birazda çakır keyifler şişedeki rakıyı içmekten. Biz bize ailece oturuyoruz işte. Bütün yarım sevdalılar toplandık bu gece. Bir yanımda Hüseyin hoca, bir yanımda Tilki, diğer yanımda Hacı. Dedim ya bir gecelik akşamcı.

Kadehlerimizi vefasız sevgililer için kaldırıyoruz birer birer. Ulan diyorum ne çok şerefe kadeh kaldıracağımız acılar çekmişiz be. Bunca sıkıntılara rağmen nasılda ayakta kalabilmişiz. Bunca kötüye rağmen nasılda yaşamışız. Ömrümüz hep kaçışlarla geçmiş. Sevdanın abisinden kaçmışız, sonra polisten kaçmışız. Ama ömrümüzü hep bir eksikli yaşamışız. Bir yanını tamamlasak mutlaka başka bir yerden açık vermişiz. Tamamlamaya uğraştıkça sevdanın gizlerinde kaybolup gitmişiz.

İşte şimdi de gidiyoruz. Kıyamete doğru gidiyor bindiğimiz kayık. Arkamızda bir kaç boş şişe, bitmemiş mezeler ve bir avuç çerez. Birde geçmişte yaşadığımız uzun cümlelerle anlattığımız gençliğimizi bırakıp gidiyoruz. Yeni bir sevdaya pupa yelken, sağa sola yalpalayan Karadeniz’ in tam ortasındaki bir kayık misali gidiyoruz. Sizleri de bekleriz…

Sevgilerin yalansızı sizlerin olsun, hep sizden yana
Aşk şerbetini siz içmelisiniz dolu dolu, kana kana
Yaşam dediğin ne ki zaten, kısa metrajlı bir film
Umutlarınız daim olsun, budur size son dileğim…

Yanmaksa yaşamak, bazılarımız yansın. Kanmaksa aşk, bir kaçımız kansın. Sevmekse bir ömür, gelin tüm dünya sevsin. Ben sizleri çok seviyorum zira.

Geride yaşanmamış zamanların ellerinden tutmak dileğiyle DOST kalın SEVDALI kalın ve hep böyle SEVGİYLE kalın…


ŞİİRBAZ
01. NİSAN. 1988

Reklamlar

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın