Bana öyle bakma Feride. İçimde fırtınalar kopuyor. Bir uçurumdan yuvarlanıyorum gözlerinle karşılaşınca. Elim ayağıma dolanıyor, bilemezsin Feride, hasta yataklara düşüyorum. Tüm perdeler çekiliyor içimde. Sensiz bir karanlıkta kalıyorum. Kendimle baş başa. Senin girmediğin evde ben de duramıyorum Feride.
   Biliyor musun, her insanın sayısız perdesi vardır. Nasıl perdeler diyeceksin. Öyle bayram arifesinde yıkayıp astığın, beni sokaktan geçerken görünce arkasına saklandığın perdelerden değil. Her insanın gönlünün perdeleri vardır.  Yaşadıkça oluşur bu perdeler. En kalın perdesinin arkasına kendini gizler mesela. Sakladıkları, utandıkları, sevmedikleri hep bu perde arkasındadır. Bu açılmaz perdelerdendir, ölüm ile ebediyen kapanır. Sevince yeni perdeleri olur insanın, çiçekli perdeleri… Asıldığı her camdan baharı taşırlar içeriye, renkleri taşırlar. Maviyi, sarıyı, yeşili, turuncuyu. Bu perdeler kimi gösterirse güzeldir, şüphesizdir. Yalnızlığı örtemeyecek kadar incedir, ardında olanı açık ederler. Mesela korkunca korunaklı perdelerini çeker insan. Tanışınca tüm perdelerini açarlar. İnsanların perdeleri yaşadıkları kadardır. Kiminin artar perdeleri, kimi de yaş aldıkça perdelerini söker bir bir. İnsan aslında bir perdedir Feride. Herkes yaşayışını farklı perdeden söyler. Sen benim perdelerimsin diyemem. Sana perdelerimi örtemem Feride. Sen benim tüllerime en güzel papatya olursun. En sevdiğin çiçeğin papatya olduğunu bilerek söylüyorum bunu. Kahvaltıda peynir yemediğini, bala alerjinin olduğunu, tarçın kokusuna dayanamadığını ama deterjanda lavantadan yana olduğunu, Orhan Veli şiirlerini ne kadar sevdiğini, kitaplarının arasında kardelen çiçeklerini kuruttuğunu… Sana dair her şeyi dersine hazırlanmış talebe gibi ezberledim Feride. Sen benim geçemediğim imtihanımsın. Sana dair ezberlediğim bunca şeye kendimi de katabilseydim eğer, her şey daha güzel olurdu Feride.
   Bana öyle bakma Feride, sen bana öyle güzel baktıkça aramızdaki bütün uçurumlar büyüyor, ben o uçurumlardan düşüyorum. Her uçurumda bir parçam kalıyor Feride. Ama olur da çağırırsan beni, dağıldığıma bakma, tek parça olur yine sana koşarım.
   Bana öyle gülme Feride, sesinin ilhamına kapılırım. Çığlıklarım sessizdir benim, gökyüzünün bir köşesinde asılı kalırım. Sonra bir gün hiç beklemediğin bir anda nereden geldiğini anlamadığın sessiz bir kaval olurum. Ben çalarım, sadece sen duyarsın Feride. Zaten hep böyle değil midir, yani muradına erememiş her melodi, bir gün muradına erince sesini kaybetmez mi?
   Sokağımdan geçeceğini bilmeden uyandığım o sabahın kahrı hâlâ içimdedir Feride. Bilsem geçeceğini, seni ilk defa göreceğimi; tamirhanenin kapısında günler öncesinden beklemeye başlardım. Gönlüme o sabah bir sevdanın geleceğini bilseydim, kapılarımı günler öncesinden açardım Feride. Temizlerdim içinde sana ait olmayan ne varsa. Camlarını silerdim, koltuklarını yeniler, yerlerini süpürürdüm kalbimin. Geleceğini bilseydim, yürüyeceğin yola sevdiğin çiçeklerden ekerdim; çiğdem, saksı gülü, papatya. Sen zahmet edip yorulma diye ben sana gelirdim. Tüm darbelerine dayanıklı olsun diye camları, kapıları tamir ederdim. Sevgi rüzgarının yıktığı da olur, okşadığı da öyle değil mi Feride?
   Benim için “Olmaz” demişsin Feride. “Yolumu gözlemesin” demişsin. Şimdi ben açtığım bunca kapıyı nasıl kapatırım Feride? İnsan gönlünün kapısını kapatıp çıkabilir mi? Sen benim kaderimsin Feride, kadere keder olmaz öyle değil mi?
   İşte böyle Feride, sen bana bir baktın, içimde sayısız perde açtın. Açık camlarımdan görünür oldu hüznüm de sevincim de. Dedim ya, insanın yaşadıkça perdeleri olur diye. Sen “Olmaz” dedikten sonra bir teselli perdesi astım camlarıma. Evlendiğinde sabır perdesi astım. Üstümüzden zaman geçti, hasret perdesi astım. Gönlümün kapısını açtığımda taptaze duruyordun yerinde; şükür perdesi astım. Tüm perdelerim ince şimdi benim. Hangi camdan bakılsa içeride sen görünüyorsun. Hangi rüzgar esse, camdan sen dalgalanıyorsun. Tüm bunlar için sana minnettarım Feride. Artık söylediğim bütün şarkılar senin perdenden, dilediğince dalgalan Feride.
Aysel Kişi

By Aysel Kişi

Aysel Kişi 1994'te Muş'un Bulanık ilçesinde doğdu. İlkokul ve ortaokulu yine doğduğu ilçede, liseyi Eskişehir'de tamamladı. Marmara Üniversitesi Türkçe Öğretmenliği bölümünden mezun oldu. Sekiz çocuklu ailenin ikinci çocuğudur. Türkçe öğretmeni olarak görev yapmaktadır. Muş'ta yaşıyor.

Bir Cevap Yazın