Senin yokluğunda sinsi sinsi yanmaktayım.
Yandıkça daha da derinleşiyor içimdeki yaralarım
Ve yavaş yavaş kokusu çıkıyor sensizliğin,
Alevlerin içinde dumanlara karışıyorum mevsimlerce
Sonrasın da hüzün dolu bir bulut oluyorum kendimce…

Şimdi viraneyim!
Kundaktan yeni çıkmış gibi, yanık köşe bucağım
Biliyorum ki sönmez içimdeki sinsi yangınım
Daha çok kapılar eşiğinde yanan ben olacağım
Dillenen her bir kelime, rehin alır yüreğimi
Senin yüreğinde vermek isterim son nefesimi

Şimdi yağmurum!
Terk edip bulutları heyecanla öpüşüyorum toprakla
Toprağın sinesinde vuslat kokusu olup yayılıyorum havaya
Kimi zaman nazlı çarpıyorum, çoğu zamanda hırsla
Her damlam merhem olurmuşçasına, ürkütüyor ateşi
Ve bu durumdan biliyorum ateşte bihayli şikâyetçi

Şimdi aşkım!
Bırakıp geriye tüm ihanetleri yeni bir yüreğe taşındım
Parça parça dağılıp her hücresine adımı yazdırmak için.
Bu son olacak, bundan böyle başka yürekte atmayacağım
Artık avlularda, sokak aralarında göremeyeceksiniz beni
Her nefes aldıkça, aşkımın sevdalı yüreğinde yaşayacağım

ŞİİRBAZ

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın