Merhaba, Stefan Zweig’ın Mecburiyet eserini inceleyeceğim ama ondan önce  sizlere blog yazmaya nasıl karar verdiğimizden bahsetmedik.Kitap okumayı ve edebiyata ilgimiz olduğundan kısaca bahsetmiştik ama bu sayfamız sadece kitap özeti veya yorumlarımızla sınırlı kalmayacak aynı zamanda tarih, edebiyat, bilim vs konular hakkında da paylaşımlarımız olacak. Herkesin hayatında bakış açısını değiştiren veya çok etkilendiği kitaplar olmuştur. Beni en çok etkileyen Dostoyevski’nin Suç ve Ceza kitabı idi. Özellikle kitabın içinde geçen bir cümle çok etkilemişti, “sıradan insanlar bugünün; olağanüstü insanlar ise yarının efendileridir diye hatırlıyorum.Lisedeyken bu yazıyı not etmiştim.Bir şeyler üretmemiz gerektiği çıkarımında bulundum  yani insan bu dünyaya sadece bir şeyler yemek-içmek için gelmiş olamaz, hayata daha anlamlı bir şeyler katmak ve hayatı daha anlamlı hale getirmek için bir şeyler yapmak gerekir. Mesela bu bir insanın hayatına dokunmak, bir kitap yazmak, bir film senaryosu yazmak vs yarına bir şeyler bırakma. Biz de bu nedenle blog sayfası açarak küçük bir adım atmış olduk.

Şimdi Stefan Zweig’ın Mecburiyet adlı kitabın yorumunu geçeyim.Stefan Zweig, I. Dünya Savaşı’nda ülkesinden kaçıp karısı Paula ile birlikte İsviçre’ ye gelen ressam Ferdinand ‘ın hikâyesini işler.Ferdinand’ ın önünde sonunda
haftalardır  beklediği ve huzurunu kaçıran mektup eline geçer bu mektupta birliğine teslim ol  çağrıları vardır. Ferdinand özgürlüğü ve zorunluğu arasında sıkışmış ve Stefan Zweig bu ikilem içinde gelgitleri ve Ferdinand’ ın kendisiyle hesaplaşmasını büyük bir ustalıkla işler.İçi yaşam sevinci ile doluyken ve savaşmak istemezken bir yandan da kaçak olarak ne kadar özgür olunabileceğini ve kitapta geçen, “tüm dünya yerle bir olurken, insanın kendisi için çalışması bir suç” sözünden Stefan bizlere sürekli bir ikilem içinde özgürlük ve sorumluluk, zorunluluk gibi kavramları sorgulatır.                   

Burcu

Bir Cevap Yazın