Şehrin ışıklarıydı günahkar… Masumdu bu küçüklerin size bakamayışında ürken ahları. Gerçeğe ihanet eder gibiydi akamayışında yaşları; onlar, zamana isyankar, kirpiğine kuraktı. Kara kuru olanı, elleriyle dizinde ritim tutardı, kaçarak binerken tramvaya  dudaklarında şarkılar… Sarı saçlı olanın suratında kahkahalar diz boyu; gözünde korku, omuzlarında hayat… Heyhat! Sevap değildi bir fotoğrafın ağlayan gözlerine instagramda beğeni atmak. Yalandı itiraf edin! İçiniz değildi yanan. Yanan, bir sokak çocuğunun gece lambasıydı. Yumruk kadar yüreciği korkmasın diye sapsarıydı güneş gibi ışıklar. Yorgansızdı beton yataklar. Soğuk değerdi çelimsiz boyunlarına teneke yastıklar. Uyananlar başkalarıydı hep. “Evli evine köylü köyüne, evi köyü olmayan sıçan deliğine” derdi kimi çocuklar. Tatlı rüyalı geceler, evli köylü çocuklarındı. Buralar başkaydı. Sokaklarda rüyalar görünmez, sıçan deliğinde kaşıntıdan uyunmazdı… Küçük bir insandı aşağıladığınız düşman! Güya ana-babasının düşmanlık öğütlediği örgüt üyesiydi her biri! Aklı erip de din vatan düşmanı olanın cezasını versin Allah! Pişmanlık koysun zulmünün yerine. Yine de iftiraydı sabilerin omzuna yüklediğiniz yükler. Karton, kağıt hafifti oysa, sokak kiri tertemiz… Attığınız suçlar sizindi. Gayet semizdi cepleriniz. Şu sokak çocuğunun, bir tek hayalinde doyurabildiği aç karnına idi hasediniz. Hal bu ki bombalar öz vatanı başına demirdi onların. Gurbetten bir merhametli el, onlar için özgürlüğün kuş tüyü…. Çok gördünüz kendi çocuklarınıza aldığınız beş çoraptan birini. Kim demiş! Siz çok gördünüz böyle fırsatçıları… Tek dertleri paraydı onların. Verdiğiniz çorabı giymez satarlardı. Sormak aklınıza geldi mi, içine atılacak odunu var mıydı olmayan sobanın? Elinden kurtarmayı denediniz mi hiç; olmayan eve ekmek almak yerine, ufacık çocuğun bir deri bir kemik bacaklarında, sopa kıran babanın? Üşümeye hakkı var mıydı kaldırımda parçalanarak sertleşen minik ayakların? Sokağın yüzsüzleştirdiği yara sarmaz ananın, zehir dilinden kurtulamadıkça inleyen sayıklamaları yavrucağın…. Kimse değil, Şehrin ışıklarıydı günahkar… Masumdu kindar perdelerinizi aralayıp da bakmayışlarınıza ağlayan sokak çocuğunun ürkek gözleri. Büyümeyen yaşına kırgındı güçsüz elleri, kalem tutmayı öğretmeyen her yetişkine kızgındı! Çöplük kokan işaret parmağıyla gösterdiği her yazıda hayallerini okuyordu kara üzümleri, sulu sulu parlıyordu umutsuzca. Siz, hiç görmediniz.. Zulme hayır! …dı ya hani? Öyleyse neden hep bomba atanlara özendiniz? Size göre, başarıydı zengin olmak! Evi bombalanmış çocuklara diş bilediniz. Nasıldı, bir çocuğun umutlarına haciz getirip dünyasını yıkmak? Anlayamıyorum, nasıl bir dünyaydı umarsızca dilediğiniz? Bu yaptığınız evlat ayrımı yapmak! İstemeden batakta düşmüş yaralı çocuğa, kendi çocuklarınızı onlardan korumak adına, iyi niyetle kurşun sıkmak…

Reklamlar

By FATMA ZEHRA AKYİĞİT

1995 Osmaniye/Kadirli doğumlu. Atatürk Üniversitesi İlahiyat ön lisans mezunu. Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 4. Sınıf öğrenci. Bişnev Dergi'de yönetici/sosyal medya ve reklam sorumlusu/tasarımcı/editör/yazar/şair/çizer. Künye Online'da,24Okur'da,Yeni Eğitim Dergisi'nde,Mukaddem Sanat'ta yazar/şair. GÖKYÜZÜ TOPRAK KOKAR isimli eserini yazıyor.

Bir Cevap Yazın