Zeki COŞKUNSU

Editör: Simge Armutçu

Vicdani Onurun Direnç Taşları:

Özünü ve sözünü

İnsanların vicdan ateşiyle yıkayan

Ve hiçbir sınavdan kaçınmadan

İnsanlık vicdanının ortak ateşini

Düşünce, duygu ve eylemleriyle alevlendiren,

Ayrımsız tüm kadın ve erkekler,

Özgürlük

Ve adalet yolunu döşeyen onurun direnç taşlarıdır! (2)

Gelgelelim şu gerçek de var:

Beynime kürtaj talep ediyorum,

Kalbime ötenazi.

Adımın

Aşktan âzâde,

Küfürden ziyâde

 Anıldığı bir ülkede, kadınım ben. (3)

Bir zamanlar ben,

Battaniyemin altında olunca

Güvende olduğumu sanan bir çocuktum!

Tülay Fırat

Tanrım;

Ben hep ayakları yere sağlam basan,

Başı dik o nadir kadınları sevdim.

Bahaneleri değil,

“Nasıl yapabilirim?”leri seçen kadınları…

İlkesi, ülküsü olan

İşinde,

“Sen kadınsın!”

Sınırlamalarına aldırmayan

Hayalleri, idealleri olan kadınları…

Yüreğini rehber bilip

Aklını yüreğinin koluna takan kadınları sevdim.

Ve böyle kadınlara saygı duyan erkekleri daha çok sevdim.

Onlar da bilir ki

Yükselmek yükseltmekten geçer!

Sence malûm… Bu çağda, dünyamızda ve özelde, hele hele ülkemde “kadın olmak” diyorum Tanrım; o “ayağı yere sağlam basan, başı dik nadir kadın”lardan biri olan kadim dostum Tülay Fırat’ın ifadesiyle, “Prometheus, Spartacus, Jeanne D’arc ve Martin Luther gibi yürekli olmayı gerektirir!” Sanırım zordur, yani olabildiğince zor… Yanılıyor muyum?

Ve o kadim dostum sözlerine devam ediyor:

“Mahallede top oynarken veya bisikletten düşüp dizlerini kanattığında, büyükannen, “Bisiklet tepelerinde ne işin var senin, erkek Fatma!” dediğinde fark ettirmeden başlar kadın olmak. Küçük bedenine inat, bilge aklın kavramıştır terazinin erkeklerden yana bastığını. Erkek olmak daha avantajlıdır ama sen el kadar, şaşkın ve kafası karışık bir kadınsındır(!) Saygınlık kazanmanın yolunun erkeklerin ettiği küfürlere yine küfrederek karşılık vermek olduğunu düşünürsün. Ancak ilk küfrünün tadı hâlâ ağzındayken anlarsın; sana verilen rol bu değildir. Ve küfür ağzına büyük gelmiştir.

Yavaş yavaş geçer zaman. Ergenliğe doğru koşar adım, memelerin çıkmaya başladığında utançtan ne yapacağını şaşırırsın! Göğüs kafesinde bandajlar, bol tshirt’lerle beden derslerine girersin; koşarken zıpladıkları belli olmasın diye kambur durursun… Çok sonra anlarsın birçok kadının kamburluğunun, kendine güvensiz duruşunun sütyenli ilk beden dersinden kaldığını… Derken, boyun, bacakların uzar, belin incelir. On sene sonra, bu haline geri dönmek için kendine ne eziyetler edeceğini bilmeden, utanırsın kendinden.

Aşkın en ilkel versiyonları kanında yavaş yavaş dolanır, belki de âşık olabileceğin en ilkel adamı o zaman bulursun. Kadın olmak istersin; birden büyümek, hemen, bütün bu saçmalıklarla başa çıkabilecek kadar ‘güçlü kadın olmak(!)’ istersin.”

Yine sence malûm Tanrım; o “ayakları yere sağlam basan, başı dik nadir kadınlar”; yani kimi “güçlü kadınlar” vardır, her işlerini kendileri halletmeye çalışan. Çünkü anne babaları tarafından böyle yetiştirilmişlerdir. Onlar kendi paralarını kendileri kazanmak isterler. Dahası, evdeki tüm problem olan ev işlerinden anlarlar. Bir erkeğe mecbur kalmadan da hayatlarını devam ettirebilir onlar. Faturalarını kendileri yatırırlar. Hemen hemen tüm işlerini kendileri yaparlar. Hatta etraflarının yükünü de üstlenirler. Özgürlüğü severler, dik durmayı da; güçlüdürler çünkü. Âşık olduklarında, hissederek yaşarlar. Aşklarına kurallar koymadıkları gibi büyük beklentilere de girmez onlar. Sevdiklerine problem çıkarmazlar. Bütün gün çalışıp durduktan sonra, akşamları yorgun da olsalar, sevgilileri var ise veya eşleri, buluşalım dendiğinde hemen hazırlanıp, sevgililerinin onları evden almalarına gerek kalmadan, o her neredeyse onun olduğu yere giderler.

Bazı kadınlar… Onlar bir başlarınadır; hastalandıklarında, korktuklarında, kırıldıklarında, yorulduklarında. Ve kendi başlarına ayakta kalıp tüm bunların geçmesini beklerler. Tozpembe hayal kuramaz onlar. Gerçek hayatta haklarına düşenden fazlasıyla haşır neşirdirler çünkü̈. Güç̧ böyle kasırgalardan sonra gelir, bulur onları. Ne garip; güçlü̈ ama yalnız, imrenilen ama çoktan yorulmuş̧ kadınlar. (4) [“İmrenilen; o denli de, hiç mi hiç yorulmamış kadınlar… –Yazar’ın affına sığınarak- (Z.C.)].

Kendine yeten, ayakları yere sağlam basan, başı dik o nadir kadını anlayan frekans farkı olmayan erkekler de ayakları yere sağlam basan erkek modelidir. İşte “otantik(gerçek-doğru) mutluluk kaynağı” da bu “anlamlı beraberlik”tedir. Öyle değil mi Tanrım? Sözlerimi, o “ayağı yere sağlam basan, başı dik nadir kadın”lardan biri olan kadim dostum Tülay Fırat’ın içten itiraflarıyla bitiriyorum:

“Tanrı, kulunun içinden; geçmişi, geçeni ve geçeceği de bilir! Başımı göğe kaldırmadım yere indirdim; sağlıkla/sağlıksız aldığım her nefes için! Sevdiklerimi gördüm, yaşadım, yaşattım, sardım sarıldım, kokladı kokladım, öptü öptüm, ağladım ağlattım, mutlu oldum, yani ‘yaşadım’ çok şükür! Az gittim, uz gittim; dere tepe düzdü çoğu zaman. Akıl veren çok oldu, ben hep yüreğimin izinden gittim. İçimdeki çocukla inatlaştım kimi zaman. O ağladı, ben güldüm; taviz vermedim. Büyüdüm. Pantolonumu çıkardım, elbise giydim, makyaj yaptım, kadın oldum(!) Büyükanneciğim, “Aklın hep bir karış havada!” derdin ya bana lise yıllarındayken; aklım yerine indi ama yüreğimi indiremedim. Yüreğim bir karış havada kaldı. Çok ağladım. Ağlattım belki de… Kendimi verdim. Kendimden geçtim. Ama sevmekten asla vazgeçmedim.”

Ancak şu gerçeği de hiç mi hiç unutmayalım: “Kadınların özgürlüğü, tüm insanlığın özgürlüğü gibi, yalnızca emeğin, sermayenin boyunduruğundan kurtulmasıyla olacaktır! (5) der devrimci sosyalist ve Marksist-Leninist Alman politikacı ve kadın hakları savunucusu merhum Clara Zetkin (1857-1933). Tanrım, doğru söyler Zetkin; yerden göğe kadar haklıdır…

     (1) Bkz. COŞKUNSU, Zeki; “Tanrım Konuşmalıyız; Lütfen, Mümkünse Hemen!”, ss.324-327, Çizgikitabevi Yay., Konya, 2015.

     (2) Bkz. DİNÇOĞUL, Aydın Mutlu; 13.11.2020 tarihli paylaşımı, https://www.facebook.com/aydinmutlu-dincogul/ posts/3836918063026813 (Erişim Tarihi: 30.11.2020).

     (3) Bkz. ÇELİK, Semiramis Nida; 16.01.2021 tarihli paylaşımı, https://www. facebook. com/ semiramis.gelik (Erişim Tarihi: 16.01.2021).

     (4) Bkz. PEKER, Mehmet; Gülay Bahadıroğlu’nun 11.01.2021 tarihli “Facebook” ana sayfasındaki postuna etiket-gönderisi, https://www.facebook.com/gulay.bahadiroglu (Erişim Tarihi:11.01.2021).

     (5) Bkz. Zetkin, Clara; https://gazetekarinca.com/2018/03/yasamin-oldugu-her-yerde-savasan-bir-feminist-clara-zetkin/ & https://www.gazeteduvar.com.tr/kadin/2019/03/12/8-mart-neden-kizildir (Erişim Tarihi: 25.03.2018).  

Reklamlar

By zekicoşkunsu

Şair, yazar, araştırmacı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Bilgi Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Mütevelli Heyeti üyesidir. "Natürel İlimler Felsefesi", "Operasyonel Araştırmalar", "Sibernetik" & "Semiyotik" vb. ilmi disiplinlere ilişkin konularda çalışmalar yapmaktadır.

One thought on “8 MART DÜNYA KADINLAR GÜNÜ ANISINA”

Bir Cevap Yazın