Çoğu geceler çatı katımın penceresinden bakarken bulutlara takılır gözlerim, rüzgarla şakalaşır, dolunayda gölgeni ararım. Bazı geceler yıldızlardan sorarım seni de bilemez nerede olduğunu veya bana söylemezler. Geceler şahittir ne çok özlediğimi seni. Biri çıkıp da gördüm dese bile rahatlayacak içim. Hayat da olduğunu bilmek bile mutlandıracak beni oysa.

Sonrasında sahilde bulurum kendimi, veya öyle hayal kurarım işte. Dalgalar bir türlü yazıp sana yollamadığım şişelerin hesabını sorar benden, rüzgarlar kolumdan tutup, senin denizsiz ülkene taşımaya kalkarlar beni ama izin vermez martılar. Ben yine seni özlerim ve ben seni öylece hiç konuşmadan beklerim.

Meğer sen benden giderken acımasız zamanı da beraberinde götürmüşsün. Ulan derim herşeyi alıp götürdün de bir ben kaldım geriye, bir beni alamadın yanına. İşte ben zamansız zamanlarımda bile seni özlerim en fazla. Sanki başka işim yokmuş gibi her an her saniye seni özlerim. Benimle birlikte tüm saatler, dakikalar, saniyeler, martılar ve bu sahil geleceğin günü bekliyor. Ben biliyorum gelmeyeceksin ama onlara söyleyemedim hala. Bir umut yüreklerinde gelmeni bekliyorlar.

Aslında sadece martılar değil seni bekleyen. Yüreğim de bekler seni, gözlerim ve de ellerimde bekler. Yani geceleri sensiz, zamanı bensiz geçiririm. Ama her ne olursa olsun bir yanım öksüz bir yanım yetim… Sen gelene kadar ‘ Tadilat nedeniyle kapalı”(yız) dır kalbim. Gözlerim hiçbir güzeli görmez. Hiçbir sevdaya sevda demez yüreğim. Taki sen beni bulana dek. Ararsan beni şayet taaaaaa git dediğin yerdeyim haberin olsun…

10. TEMMUZ. 2020
Şiirbaz

By şiirbaz -emre vehbi alkan

Önce anamın çığlığı yankılanmış dört duvarda. Sonra kıçıma inen tokatlarla benim çığlığım sarmış dört bir yanı. Annemin yorgun ama gülümseyen yüzünü kıskanmış melekler. Babamın telaşlı yüzünü, yeni bir can sahibi olmanın sevinciyle, canının yani annemin acıyan canının hüznünü, bir yüzünde iki duyguyu nasıl taşıdığını hiç kimse görememiş. Dişlerinin arasında parçalanan dudaklarını sadece annem fark etmiş öperken yüzünü. Bir saniyenin ne kadar da uzun olduğunu sadece babalar, babam bilirmiş ben doğarken. Doğmuşum velhasıl. İlk tokadı ebemden yemişim kıçıma. Sonra babam nakşetti avucunun izini yüzüme. Sonra amcalar. Neymiş efendim, duvarlara yazı yazmamalıymışım. Daha sonraları söküp yüreğimi göğsümden avucuna bıraktığım güzeller tokatladı beni. Hem de ne tokat. Dünya döndükçe ben batıya döndüm. Baktım ki ben büyüdükçe hayat da büyüyor, bıraktım ipin ucunu. İstemem büyük olmanın suçunu. Sonra dediler ki her şeyin bir kuralı var. Evet ama ne yaparsın; büyümek için geç kaldım, hep yüreğimden güç aldım. Kırk yıllık bir tomurcuk gibi asılı kaldım gül dalına. Eğer ben açarsam yapraklarımı, sırasını bekliyor sonbahar, biliyorum gözlerini bana dikmiş. Şişşşşt, aman ha duymasın bizi aramızda kalsın, uyandırmayın kerizi...

Bir Cevap Yazın