Evvelimize giden bir yolda yolculuk vakti….
Büyüklerimizin meşhur incisidir; “nerde o eski zamanlar”?
Evet çok şey değişti, çok şey gelişti…Bazen iyiliğin, bazen ise kötülüğün zirve haline şahit olduk.
Hani bir tabir vardır ya “her yeni faydalı, her eski de zararlı değildir”.
Teknoloji tüm alanlarda zirve olurken, yanlış kullanıldığında ise değerlerimiz yok olmakla karşı karşıya maalesef…
Oysa Osmanlı zamanına baktığımızda yaşamı değerli kılan ne çok muazzam düşünceler ve davranışlar görmekteyiz.
Misal…
Saygı mı?
Yolda küçükler,  büyüklerinin önünde dahi yürümezlerdi.
Güven mi?
Cuma namazına giderken hiç bir esnaf kapısına kilit vurmazdı. Buna kuyumcular da dahildi.
Anlayış mı?
Pencere önlerine çiçekler koyarlardı. Çiçeğin rengi sarı ise bu evde hasta var, evin önünde hatta bu sokakta gürültü yapma anlamlarını taşırdı. Kırmızı çiçek ise bu evde gelinlik çağına gelmiş bekâr kız var, evin önünden geçerken dikkat et ve küfür gibi kötü sözler söyleme anlamlarını taşırdı.
Merhamet mi?
Ramazan ayında halk,  eşine dostuna iftar vermeyi büyük bir ibadet kabul eder, misafir ağırlamak için çırpınırlardı. Ramazan boyunca iftar vakitlerinde kapılar açık tutulurdu. Böylece yolda kalan ve ihtiyacı olan herkes istediği eve girer iftar sofrasına dahil olurdu. Bunun için tanıdık olmaya gerek yoktu ve iftara gelenin kim olduğu da asla sorulmazdı.
Sadaka ve İyilik mi?
Ramazan günlerinde zenginler hiç tanımadıkları bakkal, manav ve dükkânlara girer sahiplerinden zimem yani bugünün deyimiyle veresiye defterini çıkarmalarını isterlerdi. Baştan ortadan ve sondan rastgele sayfaları yırtıp silin borçlarını, Allah kabul etsin der ve giderlerdi. Borcu ödenen, borcu ödeyenlerin kim olduğunu, borcu sildiren de kimi borçtan kurtardığını bilmezdi.
Sosyallik mi?
Mahalle kıraathanesi olarak bilinen her mahallenin imam, muhtar ve ileri gelenlerine mahsus o zamana göre adeta ilim meclisi niteliğinde olan kıraathaneler bulunmaktaydı. Günümüz kıraathanelerinden çok farklı olarak ilmi, edebi konuşmaların, tarih sohbetlerinin yapıldığı hatta şiirlerin okunduğu, hikâyelerin anlatıldığı ve bilmeyenlerin bilenlerden istifade ettiği yerlerdi….
Hediyeleşmek mi? Günümüzün çıtası yüksek ve pahalı hediye anlayışından çok uzak, manidarlık ön planda tutularak, erkekler hanımlara ayna alırlardı ki bunun da anlamı “sana senden daha güzel vereceğim bir hediye yok” demekti.
Bahsettiğim bu naif  adetleri tekrar tekrar okuyorum. Sanki  yaşamın asıl  gayesine uyarlanmış, iyiliğin başrolde olduğu masal dünyası gibi… Keşke diyorum kendimce, keşke ben de o masalın kahramanlarından olsaydım. Geçmişimizde böyle ince güzelliklerin var olduğunu yaşandığını bilmek fakat bulunduğumuz çağda bu izleri görememek gücüme gidiyor. İhtiyacımız var;  faydalı olan her şeye ve kalbinde iyiliği payıdar kılmayı amaçlayan, gelenek ve değerlerimize sahip çıkmayı arzulayan her bireye evet ihtiyacımız var. Unutmayalım ki, bizler zarafetin timsali olmuş bir ecdadın torunları ve bu gurur verici destanın mirasçılarıyız. Değerlerimizi hatırlama ve hatırlatmak adına kalemimin vesile olmasını temenni ederim.
                                                                                                                                          ✒️_Nurşen Yayla_

Reklamlar

Bir Cevap Yazın