Geçmişten günümüze doğru baktığımızda, özellikle de kadınlara şiddet eğiliminin ne kadar arttığını görmekteyiz.. Sorguluyoruz ama bir süre sonra kabuğumuza çekiliyoruz.. Bağırıyoruz, çağırıyoruz.. SUSUYORUZ
SUSMAMALIYIZ…
Avazımız çıkana kadar bağırmalıyız. Haykırmalıyız..

  • Kadınlar bıçaklanıyor..
  • Kadınlar asılıyor..
  • Kadınlar darp ediliyor..
  • Kadınlar nefes alamıyor..
  • Kadınlar susturuluyor..
  • Kadınlar tecavüze uğruyor..
  • Canlılar öldürülüyor.. Diri diri yakılıyor, katlediliyor, tecavüz ediliyor.. Gözyaşları yeryüzünde kalıyor..
    Peki diyoruz ya hani.. En başından bu sorun ‘çoçukluk’ evresine dayanıyor diye..
    Bu durumu göz önünde bulundurursak, çoçukluk döneminde ne kadar sözlü ve fiziksel şiddet görürse görsün.. Bu durumdan ders alıp, hayatını olumlu yönde şekillendirenler de var.. Her ne kadar kişide bu durum ne kadar etki bırakırsa bıraksın.. Yetişkinliğe geldiğinde iyi ebeveyn olanları da görüyoruz.. Yalnız ailesini silenler olacaktır orası ayrı bir bahis..
    Bir kaç arkadaşımın anlattığı örnek üzerinden gideceğim: Evde babam sürekli televizyon karşısında, biz ona birşey söylemeye kalkınca ya bağırıyor ya da küfür ediyordu.. Bakın burada fiziksel olmasa da sözel şiddet var.. Bir kişi ile konuşurken de sesinizi yükseltmeniz, ona hem saygısızlığınızın simgesi hem de ben daha üstünüm ormanların aslanıyım tabiriyle, göğüsleri kabartır.. Bir de tokat atınca da oluyor size fiziksel şiddet..
    Günümüze ve geçmişe yönelik sizlerle ufak bir gazete örneği paylaşacağım:
    Atatürk öldükten sonra yayınlanan ufak bir haber yazısı:
    Öz Kadınlara yönelik militarist şiddet geçmişte olduğu gibi bugün de devam eden şiddet türlerinden biridir. Özellikle isyan, savaş, darbe gibi olağanüstü dönemlerde her zaman kadınlara dönük bu tip bir şiddete daha sık rastlanmaktadır. Erken Cumhuriyet döneminde çıkan isyanlarda bazı askerler kadına yönelik fiziksel, psikolojik ve cinsel şiddet eylemlerinde bulunmuşlardır. Bu araştırmada 1938 yılında Tunceli bölgesinde bu tip mağduriyetlerin yaşandığı yönünde ciddi bulgulara erişilmiş, Dersimli kadınların deneyim ve tanıklıklarına yer verilmiştir. Meydana gelen bu üzücü olayları operasyonda görevli askerlerin hepsine mal etmek doğru değildir ve böyle bir yaklaşım o askerlere haksızlık olacaktır. İsyan bölgesinde ele geçirilmiş kadınlara merhametli davranıp, cansiperane onların can, mal, ırz ve namuslarını koruyan askerlerin varlığı da bir gerçektir. “Tarih değil hatalar tekerrür eder” diyen II. Abdülhamid’in ifade ettiği gibi yaşananlardan dersler çıkararak bundan sonrasında bu tip trajedilerden korunmak ve bu hataların bir daha yaşanmasına izin vermemek gerekmektedir.

Tamamı kadın ve çocuklardan oluşan bu fotoğrafta askerlerin silahlarını havaya kaldırarak hatıra fotoğrafı çektikleri, kadın ve çocukların zafer nesnesi olarak kullanıldıkları görülmektedir. Bu fotoğrafları çeken askerlerin fotoğrafların arkasına “aşiret mensuplarının tamamı imha edildi”, mağaralardan çıkartılan Dersimliler” şeklinde notlar yazıp Genelkurmaya ve Meclise yolladıkları kesinlik kazanmıştır. Fotoğrafta isyan bölgelerinde yakalanan bu kadın ve çocukların imha mı edildiği yoksa sürgüne mi yollandığı kesin şekilde bilinmemektedir.
Ve bugüne doğru:
Bazı istatistikler Türkiye’de kadına yönelik cinayetlerin son yıllarda on dört kat artığını
göstermektedir. Bu da toplumda en yüksek artış oranına sahip toplumsal sorunun kadın
cinayetleri olduğunu ortaya koymaktadır. Kadın cinayetlerinin son on yıllık dönemde
yüzde 1400 arttığı, 2014 yılında toplam 314 kadın cinayetinin işlendiği, 136 kadın ve
yakınının da yaralandığı, 2015 yılında ise ilk 10 ayda toplam 345 kadın cinayetinin
daha yaşandığı, bir kısmı ağır olmak üzere 73 kadının da yaralandığı belirtilmektedir.
Bütün bu sonuçlar, özellikle son yıllarda ülkemizde yaralanmalara ve ölümlere yol açan
kadına yönelik şiddette artış olduğunu ortaya koymaktadır. Bu noktadan yola çıkılarak
bu çalışmada, Bursa Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü ve Bursa İl Jandarma
Komutanlığından elde edilen Bursa iline ve Türkiye geneline ait Kadına Yönelik Şiddete
dair son 10 yıllık geçmiş resmi istatistiki verilerden yararlanılarak kadın cinayetleri ve
kadına yönelik şiddet sayıları kestirilmiş, Yapay Sinir Ağları modeli ile 2016 yılı sonuna
kadar Bursa ilinde 6355 kadına yönelik şiddet vakasının gerçekleşeceği öngörülmüştür.
2015 sonu için 2550 ile 5858 kadın; 2016 için
2849 ile 6355 kadın olarak belirlenmiştir.
Kestirim sonuçları ürperticidir; önlem alınmaz ise “daha kaç kadın
şiddet mağduru olmayı beklemektedir?” sorusu bu değerlerden hareketle
cevaplanmıştır!. Şiddete maruz kalan kişiler fiziksel ve ruhsal açıdan
olumsuz etkilenmektedir. Vatandaşları korumak ve onlara güven içinde
yaşam koşullarını sunmak öncelikle devletin görevidir. Yasalardaki
boşluktan yararlanarak kadına yönelik şiddeti normalleştiren bir yapının
varlığı, o toplumun geri kalmaya mahkûm olmasına yol açacaktır.
Konu ile ilgili çözüm önerilerinin başında ilk olarak aile ve toplumda kadına
karşı ayrımcılığın ortadan kaldırılması ve kadın ile erkeğe fırsat eşitliğinin
sağlanması yönünde toplumsal farkındalığın yaratılması gelmelidir. Bunun
yanı sıra aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi amacıyla yapılan
yasal düzenlemeler gözden geçirilmeli, cezaların ise caydırıcı etkisi olmalı
ve yasalardaki boşluklar giderilmelidir.
Şiddetin algılanması noktasında erkekten kadına yönelen şiddette,
örneğin tokadın şiddet olarak algılanmaması; kadından çocuğa yönelen
şiddette, poposuna vurma, kulağını çekme, davranışlarının şiddet olarak
tanımlamamasının aynı bakış açısının ürünü olması nedeniyle sadece
erkeğin değil kadın ve çocukların da şiddet konusunda, hatta şiddetin sadece
fiziksel değil, diğer bütün türleri hakkında bilinçlendirilmesi gereklidir.
Özellikle şiddetin tanımına yönelik, ailede otorite ve kadın-erkek cinsiyet
rolleri ile ilgili bilgilendirme çalışmaları yapmak ve bu çalışmaların
sadece belli kesimi değil, tüm kadın ve erkekleri kapsayabilecek nitelikte
ve ulaşılabilirlikte olması önemlidir. Bu konuda verilmesi gereken eğitim,
aynı zamanda suçu, ihbarı kolaylaştırıcı ve olayın yaratacağı olumsuz
travmayı önleyici nitelikte olmalı, kültürel önyargıları değiştirmeli ve
kovuşturma makamlarının olaya ciddi bir adli vaka olarak yaklaşmasını
sağlayıcı içerikte olmalıdır.
Ailenin çocuğu yetiştirme tarzında yapılan hataların önüne geçilmeli.
Erkeği yücelten ve kadını geri plana iten anlayış terk edilerek, cinsiyetlerin
eşit olduğu bilinciyle çocuklar yetiştirilmelidir. Kadınlar edilgenlikten
vazgeçmelidirler. Ne istediğini bilen, haklarının farkında olan kadın
kendini daha güçlü hissedecektir. Edilgen, silik bir anne profili ile büyüyen
çocukların bu profile benzer davranışları ileriki yıllarda kendilerinin
de sergilemesi kuvvetle muhtemeldir. Çocukların taklit yöntemi ile
yetişkinleri rol model alarak öğrenmelerini gerçekleştirdikleri göz
önünde bulundurulduğunda, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunun okul
öncesinde başlayarak, eğitim müfredatına alınarak bir eğitim politikasına
dönüştürülmesi gerekmektedir.
Eşlere evlilikte yaşadıkları sorunları her ilişkinin özel olduğu düşüncesinden
yola çıkarak profesyonel anlamda yardımda bulunmak gerekir. Her evliliğin
dinamikleri, sorunları birbirinden farklılık gösterir. Ayrıca evli çiftlerin
sosyo-kültürel ve eğitim düzeyleri de birbirinden farklılıklar göstermesi
nedeniyle yapılacak çalışmalarda ilişkilerin farklılıklarından yola çıkarak
gerekli incelemeler yapılmalıdır.
Şiddet olaylarının çözümünde yerel kuruluşlar, STK’lar, halk eğitim
merkezleri ve sağlık ocakları gibi bireylerin yaşam alanlarına çok yakın
birimlere önemli görevler düşmektedir. Bu kuruluşlar aracılığıyla kadınlara
ulaşmak daha kolay olacaktır. Medyanın etkisi göz önüne alınarak medya
aracılığı ile bu çalışmalar topluma aktarılmalıdır. Medyanın bu görevini
yaparken, çok dikkatli olması gerekmektedir. Medyadan kaynaklı hatalar
şiddeti azaltmak yerine artırabilir.
Mağdur olan kadın, aradığı güveni ve desteği bir başka kadında bulabilir.
Desteğe, güvene, şefkate sahip olan kadın polis istihdamı arttırılmalıdır.
Kolluk kuvvetleri içerisinde kadınlar için meslek elemanlarından oluşan
(psikolog, psikiyatrist, sosyal hizmet uzmanı, avukat) uzman bir birimin
kurulması önem taşımaktadır.
Şiddet olayları sonrası pek çok kadının ekonomik güvencesinin olmaması
nedeniyle, erkeğin evlilikte parasal gücünü tehdit aracı olarak kullanmaması
için kadınlar ekonomik bağımsızlığa kavuşturulmalıdır. Bu konuda hiç
bir şey yapmamak aynı zamanda şiddetin temel nedenlerinden biri olan
kadın- erkek eşitsizliğinin desteklenmesidir. Kadınların normal ve sağlıklı
yaşam hakkına sahip olabilmesi için birey, toplum ve devlet olarak bu
eylemi bir suç olarak görmeli, bu suça teşebbüs edenlerin cezalandırılması
ve kadınların güvenlik içinde yaşamaları amacıyla her türlü desteğin
verilmesi için çalışılmalıdır. Nitekim Türk Ceza Kanunumuzda konu ile
ilgili hükümler yer almaktadır. Örneğin TCK. m. 86 (yaralama suçu). 86.
Maddenin 2. Fıkrası basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek yaralama
suçunun soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı olduğu halde,
“….eşe karşı…” işlenmesi halinde şikayet aranmayacağını ve ayrıca
cezanın yarı oranında artırılacağını belirtmektedir. Önemli olan bu ilgili hükümlerin işletilmesidir.
Sonuç olarak kadına karşı şiddet bir insan hakkı ihlalidir. Şiddetin
varlığından daha ciddi olan tehdit, şiddeti sürdüren nedenlerdir. Bu
nedenlerin ortadan kaldırılabilmesi, farkındalığın arttırılması ve kurumların
işbirliği içinde ortak amaç çerçevesinde çalışabilmesine ve toplumda bu
konuda duyarlılığın oluşmasına bağlıdır. Ülkemiz dahil birçok ülkede, çok
geç kalınmış önlemlerin bir an önce alınması gerekmektedir. Böylece daha
fazla kadının şiddete maruz kalması engellenmiş olacaktır..
Ve bugün 2020 istatistikleri;

Artık özümüze dönelim..İnsanlık rehberimiz olsun..
Şiddetin yerini alsın iyilik..
Sevgi diye adlandırdığımız kelime olmasın katliam..
Eğer ki çoçuklarımızı yetiştirirken doğru model olamayacaksak, bu evrene çoçuk getirmeyelim..
Zincirleri kıralım.. Yaşatalım tüm masum canlıları..

NAZLI KÜBRA ÇEVİK

Reklamlar

By Nazlı Kübra ÇEVİK

* Nişantaşı Üniversitesi Çoçuk Gelişimi ve eğitimi mezunuyum. * Anadolu Üniversitesi Radyo ve Televizyon bölümü okuyorum. * Ebru sanatı ile uğraşmaktayım. * Üç tane kitabım var. * İlk kitabımı resmi yayınlanmadan önce 22 yaşımda matbaada bastırdım sonrasında 23 yaşımda resmi yayınevinden yayınlandı. * Kar tanelerinin damlayan gözyaşları ( biyografi) * Edebiyat Parkı ( Antoloji) * Aforizma Rüyası ( Şiir ) * İki senedir keman eğitimi alıyorum. * dördüncü sınıftan beri yazı yazmayı çok seviyorum. * Çeşitli dergilerde yazılarım yayınlandı. * Müjdat Gezen Sanat Merkezinde temel oyunculuk kapsamında tiyatro ve diksiyon eğitimi aldım. * Şöhret tiyatrosunda eğitim alırken hem yetişkin, hem de çocuk oyunlarında etkin roller aldım.

2 thoughts on “ZİNCİRİ AKSA”
  1. Yüreğine ve kalemine zeval vermesin rabbim. Harika bir konuya değinmişsin. Kırılmasın kalemin.

Bir Cevap Yazın