Loading

Gökyüzünün berrak, havanın ılık olduğu bir yaz gecesiydi. Hüseyin, parkın bankına oturmuş parlayan Ay’ı izliyordu. İçinde derin bir huzur vardı. Yüzü tedirgindi, fakat içi mutluluk doluydu. İnsanlar sanıyor ki birinin mutlu olması için illa güzel bir şey olması lazım, fakat bir insan durduk yere de mutlu olabilir. İşte Hüseyin, öyle bir durumdaydı. Mutluydu ve bunun bir sebebi yoktu. Arkadan gelen bir hışırtı sesi işitti Hüseyin. Biri, bankın arkasındaki çimenleri eze eze geliyordu. Hüseyin, kafasını hafifçe çevirdi. Yavaş adımlarla yanına gelen en yakın arkadaşı Engin’i gördü. Hafifçe gülümsedi. Hüseyin’in yanına Engin oturdu. Karşıda duran denize bakarak, “selam.” Dedi dostuna. “Selam.” Diye karşılık verdi Hüseyin. Engin, biraz düşünceliydi. Derya deniz olan düşüncelerine daldı bir süre. Engin’in suskunluğunu Hüseyin bozdu. “Hayırdır kardeşim? Seni böyle suskunluğa boğan dert nedir?” Dedi Hüseyin. Bunu söylerken gözlerini parlayan Ay’dan çekmemişti. Engin, derin bir of çekti önce. Sonra gözlerini kapayıp denizin kokusunu içine çekip cevap verdi: “Kardeşim, iki kız arasında kaldım. Hangisini tercih edeceğimi bilmiyorum .” Dedi. Hüseyin, Engin’in derdini küçümseyerek arkadaşının gözlerinin içine baktı. Sonra da alaylı bir biçimde gülümsedi. Şöyle dedi:
-Çok merak ettim. Hangi iki kız arasında kaldın?
-Biri Ece… Masmavi gözleri var. Aynı şu karşımızda duran deniz gibi gözleri. Su kadar beyaz teni ve altın sarısı saçları var. Öyle güzel gülüşü var ki onu hep güldürmek istiyorum. Ayrıca eğlenceli biri. Onunlayken asla sıkılmıyorum. Her saniyemi Ece’yle geçirsem bile ondan sıkılmam. Diğeri de Sude… Onun da arkamızda duran çimen gibi yemyeşil gözleri ve zeytin gibi simsiyah saçları var. Çok narin biri. İnsan, ona dokunmaya kıyamıyor. Beni anlayabiliyor. Hatta şu dünyada beni anlayan tek insan olabilir. Dertlerimle kendi derdiymiş gibi ilgileniyor. En ufak kırgınlığımda gönlümü alıyor ve beni sevdiğini iliklerime kadar hissediyorum. İşte böyle dostum. Bu iki harika kız arasında kaldım.
-Bu zamana kadar ikisi arasında bir tercih yapmamışsın. Seni şimdi tercih yapmaya zorlayan ne?
-Artık biriyle ciddi bir ilişkiye başlamam lazım. Flört flört nereye kadar? Annem evde gelin bekliyor. Hüseyin, gözlerini tekrar Ay’a doğru çevirdi. Bu zamana ait olmadığını düşünmeye başladı. Herkesin birden fazla kişiyle görüştüğü bu zamanda, O yalnızca bir kızla görüşüyordu. Sevdiği kız Alya ile. Alya’nın uzun kahverengi saçları ve kahverengi gözleri vardı. Buğday, pürüzsüz bir teni vardı. Hüseyin, Alya’nın en çok bakışlarını seviyordu. Onun bakışlarında çözemediği bir gizem vardı. Ayrıca çok güzel gülüyordu. Sanki onun gülüşünde cıvıldayan kuşlar saklıydı. Engin, Hüseyin’in gözlerinin içine bakarak, “Sence hangisini seçmeliyim?” Diye sordu.
Hüseyin, denizi içine çekti. Gözlerini Ay’a çevirdi ve cevap verdi:
-Ece’yi seviyorsun. Sude tarafından da seviliyorsun. Sevmek istiyorsan Ece’yi, sevilmek istiyorsan Sude’yi tercih et. Çok acele karar verme bence. Hatta ne yap biliyor musun? İkisiyle de ayrı ayrı buluş, hangisinin yanındayken diğerini özlüyorsan onu tercih et.
-Eyvallah kardeşim. Dediklerini dikkate alacağım. Hüseyin, ertesi gün Alya ile buluştu.
Alya, beyaz mini elbise giymiş, kahverengi saçlarını da açmıştı. Bir rüzgarı andırıyordu. Alya ve Hüseyin yalnızca arkadaştı.
Denizin karşısında bir bankta ellerinde simitle oturuyorlardı. Alya, denizi izliyor; Hüseyin de Alya’yı izliyordu. Aslında Hüseyin’in Alya’ya olan bakışlarını gören biri hemen onun duygularını fark ederdi, fakat Alya bunu anlayamıyordu. Belki anlamak istemediğinden belki de çok yakında olduğundan fark edemiyordu, zira aşırı yakınlık da insanın bazı şeyleri fark etmesine engel oluyordu. Alya, saçlarıyla oynayarak bakışlarını Hüseyin’e çevirdi. “Ne var? Ne bakıyorsun öyle?” Dedi. “Bakamaz mıyım?” Diye yanıtladı Hüseyin. Alya, tekrar gözlerini denize çevirdi ve şöyle dedi:
-Karşında deniz manzarası var ve sen beni izliyorsun. Tuhafıma gitti.
Hüseyin, cevap vermedi. Alya da konuyu üstelemedi. Bir süre sustular. Hüseyin, çarpan kalp atışlarını dinliyordu. Alya ise dalgaların sesini… Sessizliği Alya bozdu. “Yürüyelim mi?” Dedi. Hüseyin, kafa salladı. Banktan kalkıp yürümeye başladılar. Alya, havadan sudan konuşmaya başladı. Hüseyin de hayran hayran onu dinliyor ve hiç susmasın istiyordu. Alya konuştukça Hüseyin’in içinde kelebekler uçuşuyordu. Korkuyordu Hüseyin. Alya’yı bir gün kaybetmekten korkuyordu. Bunun düşüncesi bile onu mahvediyordu.
Alya’nın rüzgarda savrulan saçlarına bakıyor, konuştukça büyüyen gözlerini izliyordu. Arada bir gelen gülüşünü izliyordu. O an hiç bitmesin istiyordu. Sonra Alya’ya bir telefon geldi. “Gitmem gerek.” Deyip. Hüseyin’i orada öylece bıraktı. Hüseyin de Alya’nın hatıralarıyla yetinmek zorunda kaldı. Birkaç gün sonra Hüseyin ve Engin yine aynı bankta buluştular. Bu sefer yanlarında Alya da vardı. Engin anlatmaya başladı:
-İki gün önce Ece’yle buluştuk. Yine her zamanki gibi beni kendine hayran etti. Gülüşüyle bakışıyla etkiledi beni. Zamanın nasıl geçtiğini hiç anlamadım. Her şey harikaydı, fakat onun yanındayken Sude’yi özledim. O da olsaydı her şey mükemmel olurdu. Dün de Sude’yle görüştüm. Beni güldürdü, ilgilendi. Mutlu etti beni, fakat bir şey eksikti. Ece yokken kendimi çok eksik hissetim. Yarım gibi yani. Ben Ece’yi de Sude’yi de çok seviyorum. Biri için diğerinden vazgeçemiyorum. Siz söyleyin ne yapacağım ben?
Alya:
Doyumsuzluğun adı ne zamandan beridir aşk oldu? Senin hissettiğin aşk değildir. Aşk dediğin yalnızca bir kişiye karşı hissedilir. Sen, onların sana verdiği ilgiyi seviyorsun hepsi bu.
-Hissettiğim duygunun aşk olması şart mı? Birini sadece sevmek yetmez mi?
-Elbette yeter, ama bir kişi olursa yeter. İki kişiyi birden seversen olmaz.
-Ben de ikisi arasında tercih yapmaya çalışıyorum. Alya çok şaşkındı. Bir insan nasıl olur da iki kişiyi birden sevebilirdi? Nasıl iki kişi arasında tercih yapamazdı? Sevgi bu muydu gerçekten? Ne zamandan beri beğenmelerin adı sevgi olmuştu? Onun bildiği tek bir sevgi vardı: o sevginin içinde de saygı ve sadakat olurdu. Şimdilerde sadakat ve sevgi kelimeleri yan yana getirilmiyordu. İnsan böyle bir zamanda kimsenin sevgisine güvenenemezdi. Kendi sevgisine bile.

Reklamlar

By Kus

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: