etkinliköykü

MASAL KAHRAMANLARI ANTİKA OYUNCAK MÜZESİ’NDEN

  • Yalancı! Yalancı! Sensin yalancı!
  • Anlamadım, ben neden yalancı oluyormuşum Pinokyo?

Şen kahkahalar bir anda durur, herkes sus pus olup bir köşede tek başına oturan Pinokyo’ya dönerek kızgın kızgın bakar. Pinokyo istemsiz bir hareketle kafasını sallayıp kendini silkeleyerek Kibritçi Kız ve onun yanındakilere bakar. Şaşırmıştır. Masal Kahramanları Antika Oyuncak Müzesi’ne gelmeden önceki hatıralarına o kadar dalmıştır ki durup dururken Kibritçi Kız’ın ona neden kızdığını anlamaya çalışır.

  • Dalmışım, kusura bakma Kibritçi Kız, ne dedin, duymamışım.

Kibritçi Kız sakinleşir. Anlattığı hikayeleri dinleyenlerden hiçbiri ses çıkarmaz, hatta hepsi gülüp eğlenirken Pinokyo’nun aniden “Yalancı!” diye bağırmasına anlam veremese de ona demediğini fark ederler.

Pinokyo zaten içe kapalıdır. Yıllardır hep beraber aynı müzede yaşamalarına rağmen bir türlü alışamamıştır. Kabullense artık diğer oyuncaklar gibi yaşadıkları evden atıldığını, alışsa artık internet çağındaki çocukların başka oyunlar oynadığına, Pinokyo da mutlu olacak. Mutlu olan tüm oyuncakların hayatı Pinokyo’yla aynı aslında, hepsi de aynı kaderi paylaşıyorlar, hepsinin kederi de aynı. Diğerlerinin Pinokyo’dan farkı, artık evlerde istenmedikleri için buraya gelmeye mecbur kaldıklarını kabullenmek ve yaşadıkları ortama alışmaktı sadece.

“Çöpe atılsaydık daha mı iyi olurdu?” diye sordu Pollyanna.

-Seni de anlamıyorum, ne demek bu şimdi?

-Diyorum ki Kibritçi Kız’ın anlattıklarına inanmadın ya ona “Yalancı” diye bağırdın ya buraya gelmeseydik de çöpe mi atılsaydık? Adam öldürmeyi kahramanlık sayan internet oyunları varken zamane çocukları bizimle oynar mı, hem onlar ya gözümüzü oyar ya kulağımızı keser.

-Mesele bu mu Pollyanna? Ben sizin ne konuştuğunuzu, neye güldüğünüzü duymadım bile. Gepetto Usta’yı özledim.

-Gepetto Usta’yı özleyince ben konuşurken bir anda bağırman ne kadar doğru Pinokyo?

  • Haklısın Kibritçi Kız. Sen konuşmaya başlayınca hep Gepetto Usta’nın balinanın midesindeki tahtaları kibritle yakıp beni kurtardığı o günü hatırlıyorum.

-Gepetto Usta’nın seni kurtardığı günü hatırlıyorsun, onu hep özlemle anıyorsun da ne diye onun yalancı olduğunu düşünüyorsun?

  • Bu, sana bir çelişki gibi geliyor değil mi Pollyanna; ama değil. Gepetto Usta beni ağaç kütüklerini yontarak şekillendirdi. Atölyesinde kafamı, gövdemi, kollarımı, bacaklarımı, ayakları tek tek yonttu. Tüm parçaları gövdeme tek tek vidaladı. Burnumu yontarken de ağaç yontma aletinin tahta kısmı kırıldı, çelik kısmından koptu. O zaman güldü, “Neyse bu burun da güzel oldu.” dedi. Zaten fakir ve yaşlı bir adamdı, ne yenisini aldı ne de yeni bir ağaç yontma aleti yaptı. Gepetto Usta’nın gençliğinde çok iyi marangoz olduğunu bilenler burnuma gülmeye başladılar. O da bu yalanı uydurdu. Güya ben yalan söyleyince burnum uzuyormuş. Her şeye iyi yönden bakıyorsun ya hadi buna da iyi bir yönden bak Pollyanna! Dünyada hangi çocuğa sorsan benim en büyük yalancı olduğumu söyler, sanki kendileri doğru söylüyormuş gibi. İnsanın adı çıkacağına canı çıksın.

-Gerçekten de biri bana sorsa ben de dünyanın en büyük yalancısının sen olduğunu söylerim hiç tereddütsüz. Özür dilerim Pinokyo, bu kez iyi yönden bakamıyorum.

-En çok ne ağırıma gidiyor, biliyor musunuz?
-Ne?

-Müzeyi gezmeye, oyuncakları görmeye gelen herkes Kurşun Asker’e çok saygı duyuyor, asker selamı veriyor. Kibritçi Kız’ın masalını okuyan ona acıyor, yanında bir kutu kibrit getiriyor. Seni en karamsar, en kötü insan bile seviyor. Benim yanıma gelen…

-Evet, biz de duyuyoruz seninle nasıl alay ettiklerini.

-Sakın sizi kıskandığımı sanmayın. Ben bu haksızlığa dayanamıyorum. Benim sizden bir farkım yok ki! Hepimiz masal kahramanı, hepimiz hayal ürünüyüz. Müze müdürü bir tabur asker gölgesi yaptırdı, Kurşun Asker’i en önde sergiliyor. Kibritçi Kız’ı sıcak sobanın yanına oturttu, ona yemek veriliyor. Kırmızı Başlıklı Kız’ın başlığını eliyle takıyor. Çizmeli Kedi’yi el üstünde tutuyor. Seni içinden sular akan, renk renk çiçekleri olan bir ormanda sergiliyor, ya ben?

-Hiç bu açıdan düşünmemiştim. Sen tahtasın diye seni kuru tahta bankta oturtuyorlar.

-Hem de en kıyıda, en görünmeyecek yerde. Diyorum ki hep, bu yalan benim yalanım değilse de sürdürdüğüm için ben de yalancıyım, evet. Bu cezayı hak ettim, peki müze müdürü göz göre göre ziyaretçilere yalan söylemiyor mu? Öğrencilerin öğretmenlerine söylediği yalanları duymadık mı? Onlar yalan söyleyip her zorluktan kurtuluyor, onlar yalan söyleyip istediği her şeye ulaşıyor da ben neden yalancı olarak anılıyorum? Neden dünyanın en büyük yalancısı benim?

  Hamiyet Su Kopartan ✍️
     09.01.2023

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: