Geçmişi iyi okumayan milletler, geleceği inşa ederken hata edebilirler. Herkesin herkesten öğrenebileceği çok şey vardır. Emekli dostlarımızla karşılaştığımızda kendilerine soruyum. Emeklilik nasıl gidiyor? Diye. Ekseri çoğunluğu; ‘’Eğer ekonomik yönden sıkıntısınız yoksa çalışırken ne olur ne olmaz diye bir köşeye bir şeyler bırakabilmişseniz,  çocuklarınızı bir işe yerleştirebilmişseniz, emeklilik çok güzel. Hanım hariç kimse karışmıyor. Akşama kadar yatıyorsun veya kahvane köşesinde oturup arkadaşlarla sohbet ( bizim sohbetlerimizin ekserisi dedikodu maalesef) ederek zaman geçiriyorsunuz daha doğrusu zamanı öldürmeye çalışıyorsunuz’’ diye yanıtlıyor. Ham meyve buruktur. Buna karşılık olgun meyve daha lezzetlidir. Teşbihte hata olmasın emeklilikte bir anlamda olgun meyve gibidir. Emeklilik her şeyden elini ayağını çekip zaman öldürmek değil, belki insanların bilgi ve tecrübelerinden en üst seviyede istifade edilebileceği veya kendi alanında yeni hizmetler üretebileceği en uygun zaman dilimidir. İşte bakınız;

             Mimar Sinan, Süleymaniye camisini bitirdiğinde 70 yaşını geçmişti. Selimiye camisini tamamladığında ise 86 yaşındaydı. Galileo, ayın günlük ve aylık çizimlerini yaparken 73 yaşındaydı. Kristof Kolomb, Amerika’yı keşfe çıktığı ilk yolculuğunda 50 yaşını çoktan aşmıştı. Pasteur, kuduz aşısını bulduğunda 60 yaşındaydı. Charlie Chaplin, 76 yaşında film yönetmenliği yaparak hala işinin başındaydı. Goethe, en büyük eseri Faust’u ölümünden bir yıl önce yani 82 yaşında bitirmişti. Nobel ödüllü Alman Doktor Albert Schweitzer,  88 yaşına rağmen Afrika hastanelerinde durmaksızın çalışarak ameliyat yapıyordu. Ressam Titian, 99 yaşında hayata gözlerini yumdu. ’’ Lepanto Savaşı’’ adlı ünlü tablosunu ölümünden bir yıl önce tamamladı. Dört defa İngiltere başbakanı seçilen Gladstone, son kez göreve geldiğinde yaşı 83’ dü.

             Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz. İnsanları ihtiyarlatan ideallerinin gömülmesidir. Seneler cildi buruşturabilir. Fakat heyecanların teslim edilmesi ruhu buruşturur. İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, hâlbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.  İnsan ihtiyar olmaya karar verdiği gün ihtiyardır. Güzelliği görme yeteneğini kaybetmeyen asla yaşlanmaz. Yaşlanmak bir dağa tırmanmak gibidir. Çıktıkça yorgunluğunuz artar. Nefesiniz daralır ama görüş alanınız genişler. Gençlik hayatın belli bir çağı ile ilgili değildir. İnsan, kendine olan güveni derecesinde genç, şüphesi derecesinde yaşlıdır. Cesareti derecesinde genç, korkuları derecesinde yaşlıdır. Ümitleri derecesinde genç, ümitsizliği derecesinde yaşlıdır. William Gladstone, ’Beynimiz yeni tecrübeler keşfettiği sürece insan genç sayılır’ Der. Hayatının en tecrübeli dönemini yaşayanlar fakat bunun bilincinde olmayanlar edebi avunmaları, alışılmış mazeretleri bir kenara bırakıp vakit çok geç olmadan ne yapacaksanız yapın. Yapın ki, bedenen yaşlılığa doğru yol alsanız da ruhen gençliğe doğru ilerleyebilirsiniz.

 

             Emekli bir eğitimcisiniz. Aslında eğitimcinin emeklisi olmaz. Sadece muhatapları değişir. Herhangi bir meşguliyetiniz yok. O kıymetli vaktinizi boş yere harcıyorsunuz. O halde, ek ders almaya imkânı olmayan fakir bir iki öğrenciye günde bir saat ücretsiz ders verebilirsiniz. Ders verdiğiniz öğrenci, sizin sayenizde sınavda normalden farklı bir başarı gösterirse bu sizin için ücretsiz ikinci bir ikramiye olur… Hem de harcamakla bir türlü tükenmeyen ikramiye.

                                                                 *

Hata yapmamış insan her zaman hata yapmaya adaydır. Büyüklerimiz ‘’En iyi okul tecrübedir fakat okul masrafı biraz çoktur’’ derler. Yaşlılarımız bir ömür boyu süren yaşamlarında bazen başarı elde etmişler bazen de hata yaparak bedel ödemiş ve tecrübe sahibi olmuşlardır. Bu bağlamda; çocukların, gençlerin o beli bükülmüş ihtiyar delikanlıların bilgi ve tecrübelerinden gerekli dersi zamanında alarak gelecekte aynı bedeli ödememesi için her okul, ihtiyar delikanlılarla, öğrencileri yılda en az bir defa buluşturabilir. Bunun için okulun çevresinde bulunan veya öğrencilerden yardım alınarak, farklı görevlerden emekli olmuş yaşlı vatandaşlardan, köyden gelerek mahallemize yerleşmiş köylü amcalardan, ninelerden seçim yapılarak okulda her sınıfa bir ders saati misafir edilebilir. Yaşlı nine, köyde elektrik, buzdolabı, çamaşır, bulaşık makinesi yokken ve aynı zamanda bağla bahçeyle, hayvanlarla uğraşarak, yoksulluk içerisinde nasıl tüm işlerin üstesinden geldiğini anlatır. İhtiyar amcamızda, ‘’Taş taş üstünde kalmadı ve insanlar iki yıl ahırlarda, barakalarda korku içinde yaşadı’’ diye ifade edilen 1943 Osmancık depremindeki acı manzarayı öğrencilere anlatarak günümüze taşıyabilir.

            

 

Hızlı şehirleşmeyle beraber herkesin kendisiyle meşgul olduğu, aynı merdiveni, aynı asansörü kullanan komşuların birbirini tanımadığı, kalabalıklar içerisinde yalnız yaşayan insanların çoğaldığı ve bundan en çok yaşlılarımızın etkilendiği günümüzde, yılda bir defa dahi olsa yaşlılarımız kendilerine değer verildiği, bilgi ve tecrübelerinden istifade edildiği için mutlu olacaktır. Hem de öğrencilerin yaşlılara karşı saygı, sevgi, yardım etme duygusu olumlu yönde gelişecektir. Aynı zamanda imkânların daha iyi olduğu günümüzde, karşılaşabileceği basit sıkıntılara pes etmeyip daha çok çalışarak geleceğe emin adımlarla yürüyecektir.

 

             Ne dersiniz? İsterseniz bir deneyin. Nasıl olsa çoğu şeyi deneyerek yapmıyor muyuz?

                                                                              *

TAVSİYE: 50 yılın birikimi olan, muhtevasında 660 adet farklı nasihatin yer aldığı ‘’Mahirane Söylemler’’ kitabımı mutlaka okumanızı ve evlatlarınıza okutmanızı samimi olarak tavsiye ediyorum.  Yukarıdaki telefondan iletişime geçerek (benden imzalı olarak 40 TL)  temin edebilirsiniz.

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: