Canımız sıkıldığında, içimiz daraldığında bir durup düşünmeye ihtiyaç duyarız. Günlük hayatın karmaşası karşısında bazen yalnız kalmayı tercih ederiz. Yalnız kalmak bazen de bizi anlamayan, anlasa da sabote etmek için üstümüze üstümüze gelen insanlardan; gereksiz dedikodulardan uzaklaşmak için bir çaredir.

Peygamber Efendimiz de Hira Mağarası’na sığınır günlük hayatın bunaltıcı sıcaklığından. İşte tam da böyle bir dönemde gelir Cebrail. “İkra!” der: Oku!

İlk ayettir “oku”. Peygamber Efendimiz şahsında biz Müslümanlar için de ilk ayet, ilk emirdir “Oku”! Hatta ilk işarettir. Yalnız kaldığımızda, canımız sıkıldığında, içimiz daraldığında ne yapmamız gerektiğine dair bir işaret.

Bazen de içimiz o kadar dolar, coşar, taşar ki elimize aldığımız kalemle söyleşir, dertleşiriz. Alâk Suresi’nin ilk emri okumaktır. Bir de “Kalem” Suresi vardır ki bence yazmanın önemini vurgular.

“İKRA” OKU “KALEM” YAZ

Uslanmaz bir âşık olabilirsin.
Çıkmaz sokakta tek kalabilirsin
Ya da girdapta boğulabilirsin.
Açmazını kalem et, kâğıda yaz.
*
Hıçkırığın içte coşkun nehirse,
Kelimeler boğazında düğümse,
Dilin kelâm etmeyi istemezse,
İçini kaleme dök, kâğıda yaz.
*
Yum gözünü, istediğini düşle,
Hayallerini nakış gibi işle,
Tutkulu bir istek, tende ateşle,
Derdini kaleme aç, kâğıda yaz.
*
Beyaz kâğıtta kayan kara kalem.
Böyle ikili görmemiştir âlem.
Yazdıkça silinir keder ve elem.
Neş’eni kalem eyle, kâğıda yaz.
*
Kalem yara açar, acıtır canı.
Beyaz kağıda döker kara kanı.
İfşa eder uyuyan saklı yanı,
Sırrını kaleme aç, kağıda yaz.
*
Kâğıdın dokusun yoklamak için,
Kalemin kokusun koklamak için,
Öldükten sonra da yaşamak için,
Öteleri kalem et, kâğıda yaz.
*
Kâğıt, sanki yeni bulunmuş gibi,
Kelâmın kitaba dokunmuş gibi,
Duada Allah’a okunmuş gibi,
Eline kalemi al, kâğıda yaz.
*
Nevşehrî, yeter ki yaz, hem kış hem yaz.
Haddi bilmeyene ne söylesem az,
“İkra” okuyup “Kalem” yazmak için
Gönlünü kaleme ver, kâğıda yaz.

Okuyan insan düşünen, anlayan; duyan, hisseden insandır. Kendine ve etrafına duyarlı insan.

Ortaokul üçüncü sınıftayım. Türkçe Öğretmenimiz değişti. Kompozisyon yazma ödevi verdi. Hikâye konusunu işlediğimiz için hikâye türünde yazmamızı istedi. Öğretmenim, dedim, ben hikâye yazmasam da deneme veya sohbet türünde yazsam olmaz mı? Deneme ve sohbet tarzında yazmayı seviyorum, güldü.

Şiirin yanında, düzyazıda deneme ve sohbet türünde yazmayı daha çok seviyorum.

Kendi duygu ve düşüncelerimden bahsederken kendimi daha iyi tanıma, kendi ruhumla yeniden tanışma imkânı buluyorum her seferinde. Yazdıklarımı kanıtlama ihtiyacı gütmemenin özgürlüğünü seviyorum. Duygu ve düşüncelerimden bahsetmenin özgünlüğünü seviyorum. Kendi kendimle konuşmanın rahatlığını seviyorum. Devrik cümle kullanmanın müzikalitesini, şiirselliğini seviyorum.

“Deneme ben ülkesidir.” der Nurullah Ataç. Hem başka ülkeleri tanıma fırsatı hem de kendi ülkemin bilmediğim kapılarını aralıyorum. Benim ülkeme hoş geldiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: