BAHTSIZ OĞLUN BAHTSIZ ANASININ İÇ SESİ

Benim gençliğimde de vardı böyle altın günleri, vardı da ben yoktum. Ah canım Canan’ım, günlerce temizlik yaptı günüm var diye. Dünden beri neler hazırladı neler… Onun yaptığı pastalar, kurabiyeler herkesin dilinde. Böreği de kendi açar, hazır yufkadan yapılan börekleri sevmez, “Elde açılan börek gibisi yok, el açması börek ev hanımlığının şanındandır.” der hep. Kızım yorma bu kadar kendini derim, dinlemez.

Maşallah gün arkadaşlarının hepsi de çok güzel hanımlar, şen kahkahalarından ben de neşelendim vallahi, ne iyi etmiş de çağırmış halasını kuzum, ne iyi ettim de geldim. Gençlerin arasında ben de gençleştim yâ Hû!

Karşımdaki de pek hoşmuş, ikramları hazırlarken nasıl da yardım etti Canan’ıma, nasıl koşturuyor çayı bitene, nasıl da becerikli, belli iyi ailede yetişmiş. Benim oğlana denk gelmedi böyle güzel, böyle akıllı, böyle becerikli gelin. Evli mi, bekâr mı acaba? Denk getirirsem ağzını bir ararım, denk getiremezsem de Canan’a sorarım.

Yok yok sormaya gerek yok; bak, hepsi süslenmiş püslenmiş, takmış takıştırmış, bekâr bu! Parmakları boş. Tam istediğim gelin, bir yolunu bulsam da fotoğraf çektirsem kızla, oğlana gösteririm. Biri duysa şu içimden geçirdiğimi hemen “Senin oğlan evli değil mi?” der, ben sevmiyorum gelini de diyemem. Neyse ki içimden geçiriyorum, içimden düşünüyorum, şimdilik!

Bardakta şekeri karıştırırlarken çıkan çay kaşığı, tabağa değdikçe şakırdayan çatal kaşık sesleri ve hatta kahkalar… Bir anda kesildi. Aniden bir sessizlik geldi, kasvetli bir an oluştu ki benim kız hemen “Kız doğdu.” dedi.

Neşeli ortamlar bir anda suskunluğa bürününce halk arasında “Kız doğdu.” denir. Eyvah ki ne eyvah! Kolay mı kız yetiştirmek bu devirde? Hele bir de birkaç kızı olup da üçüncü, beşinci kızsa yandı o kadın.

Bilirim, iki kızım var diye kaynanam ne zulümler etti bana. Aslan oğlum doğdu da kurtuldum üstüme kuma getirmelerinden. Tüm umudumu oğluma bağladım. Kaynanamın zehirli dilinden çıkan ateşli okları sineye çektim. Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim, üstüne titredim yakışıklı oğlumun. Bunları da hep söyledim, hep hissettirdim. Sözümden çıkarsa sütümü helal etmeyeceğimi çok iyi bilir. Ne yaparsa yapsın, ana hakkının ödenmeyeceğini küçük yaştan işledim beynine. Şimdi gönlünde hep o iz var.

Okulu bitirince bir kız buldum; karda leke var, kızda yok. Gösterdim oğlana, pek beğendi. Aslan oğlum, anasının beğendiğini beğenecek tabii. Kızı aldıktan sonra içime pek sinmedi. Oğlum, sana sev dediysem bu kadar sev de demedim. Baktım gelinin her sözünü dinliyor, gelini yıldırdım; bıraktı gitti. Sana kız mı yok aslan gibisin oğlum, dedim. İkinciyi aldım. İkinci gelin daha tatlı dilliydi, kaleyi içten fethetme peşine düştü. “Anneciğim, anneciğim” diye peşimde dolanıyor. Sanki anlamıyorum numarasını. Bu da içime sinmiyor artık.

Şu kız tam istediğim gibi dedim, bak bak, bu da neler de bilirmiş! Bu kız da olmaz. Ah benim kadersiz oğlum, Allah’ım herkes mutlu da bir benim oğlum mutlu olamadı. Ah benim yakışıklı oğlum, herkesin yüzü güldü de bir senin yüzün gülemedi. “Analar tahtını yapar, bahtını yapamaz” diyen atalarımız ne kadar haklılar. Ah benim aslan oğlum, ah benim tahtını yapıp da bahtını yapamadığım oğlum!

 Hamiyet Su Kopartan ✍️
    25.11.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: