‘Ve yaşayan herkesi aynı son bekler.’ “ÖLÜM”

Hangi vakitte, hangi durumda kapımızı çalarsa çalsın muhatabı sevdiklerimizse daima ‘erken’ çığlığı atar sinelerimiz. Kabullenmekle inanması güç bir araf çizgisinde buluruz kendimizi. İsyan edenlerin gözünde uçurum olurken bu çizgi, sabırla gerçeği özümseyenler için yeni bir varışın müstesna başlangıcıdır ölüm…  

Yaşam boyunca her yere, her şeye yetişmek için gayret ederken, sadece ölüme geç kalmak isteriz. Oysa ölüm; ölen için vuslat, kalan için hasret değil midir? Zaten inancımız ruhumuza şifa niyetine üflemiyor mu bu gerçeği? … o halde neden fazla telaşlıyız, durup düşünmemiz gerek.

Kan ter içinde koşuyoruz ömür denen virajlı yollarda. Koşarken hangimiz yolun sağını solu görebilir ki? Hangimiz virajları yok sayabilir ki? Yolun sonuna vardığımızda, sorulmaz mı geçtiğimiz yollar yaşadığımız yıllar… dönüp arkaya baktığımızda ‘her şeyin hiçbir şey’ olduğunu fark ettiğimizde hangimiz o kocaman pişmanlıkta kaybolmak ister ki?

Bir izimiz olmalı, öyle değil mi? Geçtiğimiz yollarda yaşadığımız yıllarda elimizin, emeğimizin, sözümüzün, gönlümüzün, sevgimizin, bedenimizin çoğu kez de tebessümlerimizin sarıp sarmaladığı, şahit olduğu değerli bir şeyler olmalı. Davetsiz misafirliği ile meşhur olan ölüm, tayin edilen meçhul zaman diliminde kapımızı çalarken ikram edebileceğimiz bir azığımız olmalı.

Nedir ki insan?  

Yoksa ‘üç günlük dünya’ dizesini diline pelesenk ederken samimi değil midir insan?

✒️_Nurşen Yayla_

Devamı; 👇

” Hane Dergi 10.sayı”

#akocakköyü #Gümüşhane

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: