Emir Şıktaş

İnsanlar ne kadar doydum deseler de, gözleri aç olduğu için hep nefislerine çekerler.

Yani doyumsuz olan insan, evi varsa yazlık ister, arabası varsa lüksünü arar, hiç giymediği elbisesi olmasına rağmen moda diye yenisini almak ister, bir dolap ayakkabısı vardır fakat yeni tarz ayakkabı olsun ister, telefonu yeni iken son çıkan teknoloji (sadece birkaç ayrıntı farklı olan yüksek meblağa satılan) cep telefonu almaya yönelir, evinde yapılan yemeği yemez hep dışarıdan yemek yer, saçı dökülmüşse ileri yaşına bakmaz gider saç ektirir, vücudunun sarkmasını kafaya takmıştır gider botox, gerdirme, dolgu yaptırır, markalı olmayan elbiseyi, kravatı, gömleği giymez.

Bunların hepsinin var olduğu bir insan tasavvur edelim, bu insan aç gözlü olduğundan başkalarının elinde olanlara göz dikmeye başlar, başkalarının kazancını hesap etmeye başlar (böyle hesapçılara köylerimizde “çotgucu” derler), o işi ben yapayım, elinden ekmeğini alayım diye iç geçirir bu tipler.

Arkadaşımın biri anlatmıştı, yaşlı fakat zengin bir hacı amca gelir, şimdi virane halde duran Haydar Aliyev parkında bir müddet oturur, dinlenir, ama bir yandan da parkta üç tekerlekli arabasıyla haşlama mısır satanın satışını dikkatle takip etmektedir. Gün boyu sattığı mısırı ve gelen müşteriyi gözlemleyerek aşağı yukarı hesap eder ve adamın bir aylık cirosu ile gelirini tahmini hesaplar. Akşama misafir kaldığı eve gider ve “kendime bir iş buldum, parktaki mısırcı aylık bu kadar kazanıyor, ilk fırsatta bir üç tekerlekli araba alıp, bende mısır satacağım” der. Bunu duyan ev sahibi açar ağzını “kaç şehirde yatırımın var, burada (Iğdır’da) dairen, dükkanın, paran var, köyde sahip çıkmadığın tarlaların var, garibanın ekmeğine göz koymaya utanmıyor musun” diye tepki gösterir ve zengin hacı amcanın iştahı kursağında kalır.

Evet, insan dünya kurulalı beri güçlü olmak, zengin olmak, lider olmak, başkalarına ait olan bir şeyleri almak istemiştir. Bu uğurda savaşlar yapılmış, taht, taç, devlet ele geçirilmekle yetinilmemiş, eli silah tutmayan bile katliama uğramış, kolunda, parmağında, dişinde olan altın takılar öldürülerek alınmış.

Toplumda zenginliği ile bilinen Karun gibi hazinelere sahip olanlar, aç gözlülükle servet toplamaya devam etmişler.

Tarihte bunca hükümranlık edenler ve devlet yönetenlerden var, kaç tanesi Atatürk gibi sevgi, saygı ve rahmetle anılıyor acaba? Toplumsal faydaların olmasını sağlarken, insanı yaşatmak noktasında hayata bakmıştır.

Hani kıskançlık, çekememezlik hastalığı olan bir kadına sormuşlar kaç çocuğun var, boynunu bükerek, kısık sesle “sekiz” demiş. Ya komşunun kaç çocuğu var sorusuna kıskançlık dolu yüksek sesle “biiiiir” diye cevaplamış…

Reklamlar

By EMİR ŞIKTAŞ

Bir ömrün sonbaharı..

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: