Yine yollardayız gidecek çok yolumuz var.
Yetişemediklerimiz var.
Acele etmeliyiz.
Elimizden, yanımızdan göçenler var.
Gönlümüzden gidemeyenler var.
Kalbimizde yaşarken nasıl olur da ölebilir insan.
Her bir hücreden yeniden doğan insan.
Yeniden çocuk olan insan.
Gönlümüzden gidemezken ismi taşlarda nasıl yazar.
Bahçede sokaklarda koşan insan.
Dünyadan elemlice nasıl geçer insan.
Sözler yetersiz kalırken bir anneden nasıl yaş gibi düşer insan.
Mana aleminde renkli bir kuş…
Firdevs bahçesinde zümrüd-ü anka…
Bu kadar rengi içinde barındırıp nasıl suskun yatar insan.
Bağırsa duyamazlar.
Ağlasa göremezler.
Göğün, dinmez yaşlar.
Nasıl bu kadar ağlarken mecalsiz kalır insan.
Zehr-i dünya…
İlm-i sevda…
Koşun yetişemediklerimiz var.
Bizden uzakdalar.
Ama görünmez değiller.
Kaf dağında gezmediler.
Buz dağlarında üşümediler.
Gökkuşağında dans etmediler.
Daha yapacakları çok şey varken nasıl ismi bile kalmadan gider insan.
Daha papatya mevsimi var kıştan sonra;
Saçlarına taç örmeden nasıl gider insan.
Baharın gelişi hayatın umuduymuş.
Bahar yeni umutların, hayallerin mutlulukların göstergesiymiş.
Nasıl hiç hayal kurmadan, bahar görmeden, umut etmeden göçer insan.
Yaz sonbaharın habercisiymiş.
Sonbahar hasretin mevsimiymiş.
Nasıl büyüyemeden, yürüyemeden kuş olur uçar insan…

Fatmanur NARTEKİN  C☆

Reklamlar

By gecenin peşinde yolcu

Buzun susayan dağı... Çölün üşüyen sıcağı...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: