+Uç İlkay Coşkun’un 7.kitabı. Şair, bu kitabına ağırlıklı olarak 2016 sonrası şiirlerini alsa da 2005 ile 2020 arasında yazdığı şiirlerini de serpiştirmiş. Gözde, Gaye, Vefa, Hüzün, Vatan, Tekerrür, Küçürek olmak üzere 7 bölümden oluşan +Uç, 2020 yılında KDY Yayıncılıktan aynı anda deneme kitabı İç Hatlar ’la birlikte yayımlanmış. Pek çok edebi mekânda görülse de özellikle Yolcu ve Güneysu Dergilerinden bildiğim İlkay Coşkun’u +Uç için tebrik ederken sizi şiirlerinin mısralarıyla baş başa bırakıyorum.

“yürürse aşk/gör özü” (Sanırım şiiri, sayfa 10) mısraları insan özünün aşk ve sevgi olduğunu fısıldıyor ve daha ilk cümleden hoş bir merhaba diyor okuyucuya. “çizik çizik asfalt/parıldayan fosfor/beni sana taşır” (Yol şiiri, sayfa 14) mısralarındaki çizik çizik asfalt tabiri her ne kadar yolu tanımlasa da insanı bir başka insana/yâre/kendine götüren bir vasıta olarak okumak gerekiyor.

İlk yirminci sayfaya kadar en çok kullanılan kelime “aşk” olarak gözüme çarpıyor. “bazen aşk gelir önüne/sevin sevinç gönenerek” (Aşk Düşer şiiri, sayfa 18) diyerek şair, halk ağzındaki anlamıyla huzur, rahatlık ve mutluluk temenni ediyor. İnce bir düşünce… Ve “ölüp ölüp dirilme” (Sen Sen Ol şiiri, sayfa 20) diye bitiriyor İlkay Coşkun kitabın 1.bölümünü.”ölüp diril/ölüp diril/ölüp ölüp dirilme”.

“Hatırlatma” isimli şiirle (sayfa 22) insanı, kendisine yaklaştırıyor ve sen kimsin, diye soruyor insana şair. Evet, insan kim? “dualar hep zordayken mi gelecek” (Her Yağmur Ertesi şiiri, sayfa 24) mısraı yine insanın rahatlığına vurgu yapıyor. İnsan rahat bir varlık sonucuna ulaşıyoruz. ”benim bildiğim tek tezim/yaşlanıyorsun galiba” (Galiba şiiri, sayfa 27) mısraları insanı tanımaya yönelik yolculuğun devamı. İnsan rahatlığına düşkün ve yaşlanan bir varlık artık. “Tekkalemaç” şiiriyle insanı tanımaya devam ediyoruz. ”tek kale maç dünyada yaptığımız” demiş şair bu şiirinde.(Tekkalemaç şiiri, sayfa 28) İnsan kim sorusuna bir de böyle cevaplar alıyoruz. Bir de insan misafirdir bu dünyada. ”düşürmesin Allah seni gözünden” (Misafir şiiri, sayfa 30) diye insana sesleniyor şair. İnsanın Allah’ın gözünden düşmemesi gereken en şerefli yaratılan olduğunu anlıyoruz böylece.

“Emsile” şiirindeki “el değmemiş maviye” mısraı (Emsile şiiri, sayfa 32) çok güzel bir tasvir. İnsanı anlamaya biraz mola vererek birkaç dakika bu güzel tasviri havayı içimize çeker gibi çektim. Belki de insan el değmemiş bir mavidir, şair belki de böyle söylemek istemiş olabilir.

“İnsan Denen Şey” şiiriyle insanı tanımaya kaldığımız yerden devam ediyoruz. “dünyalık baş dönmesi seyrüsefer” (İnsan Denen Şey şiiri, sayfa 33) demiş insan için şair bu şiirinde. “İnsan Dağ Misali” şiiriyle insanı tanımlamayı zirvede bırakıyor şair: ”askerde künyesini yüksek sesle/söylemesinin dışında hep sessiz yaşadı”( İnsan Denen Şey şiiri, sayfa 34) İnsan, rahatlığına düşkün, tek kale maç yapan bir misafirdir ve dünyalık baş dönmesi yaşayan sessiz bir varlıktır… Böyle tanımlıyor İlkay Coşkun insanı.

İkinci bölüm olan Gaye Bölümü için son olarak şunları da söylemeliyim: altı yüz elli yedi, derece, terfi, kademe, bordro, müdür gibi memuriyet hayatıyla ilgili kavramların şiirle barışık ve yanaşık bir şekilde kullanılmış olması ve “helal et hakkını ne olursun benim” (Altıyüzelliyedi şiiri, sayfa 36) mısraı şairin gerçek hayatta yaptığı işi ve işini yaparken de takındığı titiz tavrı söylüyor bize. Yani insan…

Üçüncü bölüm: Vefa. Vefa’ya yaraşır bir şekilde merhum Bahaettin Karakoç’a ithaf ettiği “Türkmen Derviş” (sayfa 40-41) şiirini şöyle bitirmiş şair: ”bu kokuyla geçer ömürlerimizden/ıhlamurla çiçek açtığı zaman” (Türkmen Derviş şiiri, sayfa 41). “Seyran”, “Kar Sesi”, “Bir Çift Beyaz Kartal”, “Dilekçe”, “Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman” gibi, merhum Bahattin Karakoç’un kitap isimlerini bu şiirinde kullanmış şairimiz. Vefa demişken “şair” olmadan olmaz. ”Şair’e” şiirinde “şiir kalbin duası/sözün bittiği yerde” (Şair’e şiiri, sayfa 42) diyor İlkay Coşkun.

Kediler için nankör derler ama öyle değil. Vefa bölümünde “Kedi Hissi” isimli bir şiir de var. Kısa bir süre de olsa benim gibi evinde kedi beslemiş olanlara seslenir gibi yazılmış olan bu şiir, çok hoşuma giden şu mısra ile bitiyor: ”kediler yalan söylemez” (Kedi Hissi şiiri, sayfa 43)

“Gölde Damla“ isimli şiir hasret, çocukluk ve gurbet şiiri. Çocukluk da vefaya ait. ”sılada gurbeti bulduğumuz ses/çok alıp az verdiğimiz nefes/koca bir kafes/çok az hayat gibiydi” (Gölde Damla şiiri, sayfa 45)

Vefa denilince Kudüs de olmalı değil mi? ”yeter ki Çin Seddi misali uzun olsun firavun korkuları “mısraı her şeyi özetlemiş. Kudüs, Çin Seddi’ne benzeyen kırmızıçizgimiz ve firavunlar biliyor ki o çizgiyi aşıp geleceğiz diyor şair.

“Ankara” şiiri de Vefa bölünde.15 Temmuz 2016 geliyor aklımıza. “askere silah, kahraman Kazan Ankara” mısraı Kazan ilçesine Kahraman unvanı verilmesiyle ilgili. Vatan da vefaya ait. Ankara, Sivas, Bursa, Ortadoğu, Bilecik, Söğüt gibi yerleşim yerlerinin şiirlerde geçiyor olması şairin vefaya ne kadar önem verdiğini gösteriyor.

Hüzün, kitabın dördüncü bölümü. Hüzün ismine yakışır bir şiirle başlıyoruz bu bölüme: Mülteci Çocuk… Hüzün ve mülteci… Son yılların birbirine –maalesef-en çok yakışan iki kelimesi… ”kaç şehirde yabancısın” (Mülteci Çocuk şiiri, sayfa 56) diye seslenmiş şairimiz mültecilere. Bizi de seslenelim o vakit: Kaç şehirde yabancısın?

“nasıl olsa bir gün/dağlanır gözlerin Sisi” ( İ(a)dam-529 şiiri, sayfa 58). Sis ve Sisi. Sis ve Mısır… Mısır ve Sisi. Ve idam… Ve 529 can… Daha nasıl anlatsın şair? Hüzün ve Mısır işte…

“her bir yanı darbeli/ölünecek yaştayız” (Virüs şiiri, sayfa 63) mısraları bize İzdiham Dergisini ve merhum Bülent Parlak’ın “hepimiz ölecek yaştayız” sözünü hatırlatıyor. Rahmet olsun.

Elâzığ depremi (2020),korona, virüs, deodorant, sigara, kılık-kıyafet gibi konuların işlendiği ve toplam 12 şiirin olduğu Hüzün bölümü, Topal Güvercin şiirindeki şu mısralarla sona ermiş: ”Orta Doğu’nun çocukları/Güneşli Coğrafyanın kuşları” (Topal Güvercin şiiri, sayfa 70).İşte hüzün… Hoş geldin Ayasofya, Vatanım,15 Temmuz,5.bölüm olan Vatan’ın şiirleri.

Tekerrür ise 6.bölüm. Yaşamayı kısır döngü olarak değil de ibret alınacak bir sinema filmi gibi anlatmış bize şair. Şiirlerden üzerimize düşenleri fazlasıyla aldık bu bölümde.

Son bölüm olan 7.bölümün adı ise Küçürek. Kısa şiirleriyle süsleyerek bitirmiş kitabını İlkay Coşkun. Bazen nasihat, bazen ağıt, bazen bilmece gibi örülmüş olan bu kısa şiirler, okuyucusuyla karşılıklı konuşuyormuş gibi sade ve yumuşak bir ses bırakıyor kulaklara. “kanatmalar üvey/acılar öz” (sayfa 90) ve “insan/hayata uydurabildiği/düşleri kadar var” (sayfa 91) mısraları akılda kalmasın da ne yapsın?

Şiir, şairin aynasıdır. Şairimiz de aynasını bize doğrultmuş. Aynadan biz de hissemize düşeni aldık. +Uç vesilesiyle İlkay Coşkun’a hayırlı bereketli ömür dilerim.

Fatih TEZCE

05.09.2022-Bafra

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: