Güneş vurmuş olmalı.
Tüm sıcaklığından kısılan gözlere inat;
Yaşamak…
Yaşamak…
Yaşamak…

Sanki az önce yağmur yağmış ve şimdi gökkuşağı…
Ve güneş…
Bir tablo gibi.
Yaşamak bu ya;
Sevmek gibi,
Su gibi,
Toprak gibi,
Denizde sakin ve bir o kadar narin görünen vapur gibi…
Ve bir özlemek de düşünürsek;
O vapurun vuslata ramak kala toprağına  tutunamaması gibi…

Güneş vurmuş olmalı.
Kış baharında kaşlarımıza yağacak karlar var daha.
Kalbimize dolacak güller var sırada.
Hazan mevsimini geçtik.
Sonbaharı yitik bıraktık.
Kışa meyilli olmayı yaşadık.
Baharı tez elden bulduk.
Yaza yakışamadık.
Yaşayamadık, yaşadık.
İçimizde bir umut,
Baki olmalı, baki kalmalı.
Yıldızın bol olduğu akşam;
Sesimiz kısılana kadar şarkı söylesek,
Hiç durmadan şiir yazsak,
Dizelere içtiğimiz çay damlalarını döksek,
Getirebilirmiyiz hüzne doymuş yüreğimizi geriye?
Sözün özü;
Kendimizden kaçarken yine kendimize yakalanacağımız gerçeği…
Bunu göz ardı etmek ne mümkün.

Cevapsız bilmeceler kol gezerken aklımda,
Sokaklara doluyor karanlığım.
Bulanık zamana karşın hiç durmadan ilerleyen hayallerimizin, yosun tutmamış hali…
Nereye çıkar bu yol?
Hangi mezranın yıkık taşları bulur bendimi?
Yolcuyuz işte kalamayiz her şehirde.
Yine de umutlu olmak,
Umut olmak/olabilmek:
“Yaşamak” kelimesinin en nadide açıklaması.
Yaşamak;
Enlerde ve boyuna.
Yaşamak;
Bir sır gölgemde.
Şimdi bak gökyüzüne.
Kalplerimize, umutlarımıza, hayallerimize;
Güneş vurmuş olmalı…

Fatmanur Nartekin C☆

By gecenin peşinde yolcu

Buzun susayan dağı... Çölün üşüyen sıcağı...

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: