Hiçbir şey bıraktığımız yerde kalmıyor. Bir şekilde yaşantımız farklı bir yörüngeye giriyor ve oraya ait olacak bir şeyler buluyor insan kendine. Dahil oluyor yeni düzene ve ikna oluyor işleyişe. Yine de ilk yalanın caydırıcılığı her daim çok yüksek oluyor. 

Zihnimiz, kurduğu oyunlar karşısında kalbimizin kumarbazlığını hafife alıyor olabilir mi? Karşısına çıkan rakibinin her zaman en zayıf yönlerine oynayan kalp, aklı tek bir hatıra ile nakavt edebiliyor. Bu sizce de acımasızlık değil mi?

Hatıralar iyidir. Hatırlamadığında anlamsızlaşmasıysa, sert gerçekçi bir durumdur. Yeni dahil olduğu yörüngesinden çıkmak isteyene, geldiği yolun tarifini ancak hatıralar eksiksiz verebilir. Orada kalmak isteyenin ise unutması yeterlidir.

Zaman kısıtlayıcı değildir. Cömerttir. Ancak nedense ihtiyaç duyana az, önemsiz bulana çok gelir. Farklı bir evrende olsaydık ve bölüşebilseydik zamanı eğer, hiçbir şeye ve hiçkimseye geç kalınmazdı diyebilir miyiz? Unutmak veya hatırlamak için zamana ihtiyacımız olduğunu düşünmek, ne kadar zaman kazandırır bize? Ben bu zaman fıkrasına, bahanelerin irade dışı oluştuğuna inanmak için aklımızca kalbimize kurduğumuz bir oyundur derim. Siz de alternatif olarak, aklın fırsatçılığı diyebilirsiniz.

/8Eylül2016/

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: