Kuş uçmaz kervan geçmez yerlerde bile
Güneş doğarmış
Elverirmiş etekleri, zirveleri
Fıratın sularına kanat vururken bir martı
Yüklüğünde onca tasa, dert
Karanlık birden çökmez yine
Usul usul sıvışırken güneş
Sen yine sensindir
O kadar güzel eser ki rüzgâr
Bir çocuğu severcesine
Ne fırtınadır ne bir durgunluk
Bu orman, bu su, bu rüzgâr
Ağlamak kadar güzel
Silüetin geçer karşına
Görünmez hissedilmez işitilmez
Bir boynu büküğü seyreder mi
O yine sensindir.
Nemrutun aman vermez rüzgârı
İliklerine kadar işleyen soğuk
Kendini bir korunağa
Bir o taşın arkasına atarsın
O sabah doğmayan güneşe mi
Çektiğin onca emeğe mi yanarsın
Olmadı değil mi işte
Buraların en eski sakini insan
Perre’de yaptığın çeşme hala akar
Güya saklanmışsın ebediyete kadar
Düşünememişsin ki
Çıkartırlar gün yüzüne seni
Bu hoyrat zaman, bu hoyrat eller
Üzerine titrediğin
Çoluk çocuğun varya
Ya onlardan sonra
Girmişler en kutsalına
En mahrem mabedine
Mışıl mışıl uyuduğun
Eşin çocuğun atan gardaşın
Oda oda aştığın taştan kabrinde
Ne sizden eser kalmış
Ne kapı, ne kalpağı
Ayaklar basar orana burana
Hangi gözler dikmişse gözünü
Etine kemiğine
Dedesinin dedesinin ta dedesine
Çıkartmışlar gün yüzüne
Hayretle bakarlar şimdi
Binlerce yıl önce yaptığın eserlere
Heykellerin mozaiklerin
Kırılmış dökülmüş birkaç kuruş hevesine
Neyse ki anlamışlar yeni yeni
Verdiğin emeğin kıymetini…

Muharrem Akman
11.9 2011
Besni/Adıyaman

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: