IĞDIR’IN YAKIN TARİHİNE NOTLAR -XXV-

1953 Yılında yapılmış Iğdır kapalı cezaevi. Ben doğmadan 14 yıl önce. Takriben 67 yıl hizmet vermişti. Zaman zaman bina tadilatlar geçirmişti elbette ayakta kalmak için.
2020 de yıkımı yapıldı ve yerine anıları, acıları, kederleri, üzüntüleri de gömerek halka açık, yöre halkının nefes aldığı, çocukların oyun oynadığı yeşilliklere bürünmüş Şehit Polislerimiz anısına Şehitler parkı yapıldı.
67 Yıllık faaliyet döneminde çoğu zaman Ağrı dağında eşkıyalık yapan (geçmişte kaçak diye anılırlardı) insan öldüren, koyun sürüsü kaçırıp İran sıırını aşıp orada satan, kan davalısı olan, çeşitli nedenlerle ceza almış fakat kanundan kaçarak dağlara çıkmış ve yanında üç – beş kişi toplayıp kaçaklar grubu oluşturanlar doldururdu tek katlı koğuş sistemli kapalı cezaevini. Müdür odasının ve idari bölümlerin binanın mahkum koğuşlarının üzerinde çatı arasında olduğunu hatırladığım cezaevi idi.
70 li Yıllardan sonra suç çeşitliliği değiştikçe kaçak/eşkıya/ dağda oluşan farklı oluşumlardan dolayı tükenmeye başlayınca hapsi boylayan hükümlü, ya da tutuklu profili cezaevinde de suçlu noktasında farklılaşmaya başlar.
Kader kurbanları, kazara suç işleyenler, hırsızlar, kavga edenler, kız kaçıranlar, yatacak yeri olmadığı için adi bir suç işleyip kendini hapse attıranlar, velhasıl kanun nezdinde suç işlemiş her vatandaş bu cezaevinde cezasını çekerdi.
70’lere kadar Topçular mahallesi dendiğinde cezaevi akla gelirdi. İnönü ilkokulu ve yakınındaki cezaevinden başka topçu bağı denilen kocaman devlete ait meyve bahçesi ve karşısı tek tek evlerin yer aldığı bahçe ve tarlalar bulunmaktaydı.
Nağı beyin bağı, Alman Meherremin bağı, Kalafatların bağı, Topçu bağı gibi vs., isimlerle anılan kocaman meyve ağaçlarının olduğu bağ bahçeler dönemin topçular mahallesinde ve civarında dikkat çeken çok büyük alanlardı. Ekili alan olan tarlalarda Alikamerli, oba, Hakveyis köylerine kadar uzanırdı.
Dönelim tekrar 70 li yıllara. Siyasi sürtüşmelerin olması, gençliğin için için kaynaması, halk arasında soğuk rügarlar yaşanmaya başlaması 73-74 gibi artarak kendini göstermeye başlamış oldu.
Münferit olaylar sonucu hapise girenler günden güne azalmakta idi. Cezaevinin hükümlü/tutuklu suç profilini bu kez siyasi/etnik kavgaya karışarak hapse girenlerin çoğalması değiştirmiş oldu.
Tüm Türkiye de başlayan, farklı siyasi düşüncelerdeki kişilerin kavgaları ve çatışmaları şekline dönüşünce, ilçede kavgalar siyasi boyutta gelişmeye başlamış ve kavgalara karıştığı gerekçesiyle yakalanan zanlılar yılların yorgun cezaevinde yatırılmaktaydılar.
Yaşananlarla ve yok olan yapısı ile anılarda kalan cezaevi 74’lerden sonra artık maalesef fikri tartışmayı bitirmiş, kavgaya tutuşmuş gençleri kabule başlamıştı. Toplumsal kavgalar olduğunda koğuşlar tıka basa doldurulur, yatacak yer bulunmadığı anlatılırdı.
Yılların tecrübesi olan Cezaevi Müdürü Himmet Akaslan işini bilen bir idareci idi. Bu nedenle de birçok sıkıntılı işin üstesinden gelip, çözebilmekteydi. Yanlış hatırlamıyorsam Cezaevinde en uzun müdürlük yapan idarecilerden biri olmuştu. Rahmetli takriben 18 yıl gibi bir süre müdürlük yaptığı söylendi.
70’li yılların başları olacak ilk defa bayram olması nedeniyle bir açık görüşte şimdi rahmetli olmuş M. G.’yi, T. D.’yı, Y.Ü.’ı vd. koğuş sisteminin demir parmaklığı arasında geçmiş olsun ziyareti yapmış ve cezaevinin içerisini ilk kez parmaklıklar arasından görmüştüm. Gazeteci olmamız vesilesiyle de yöneticiler bilgi verme noktasında ilgi göstermişlerdi. Ziyaret kadar cezaevinin iç yapısını görmeyide merak etmekteydim.
Siyasi görüşlerine göre koğuşlara yerleştirilmişti mahkumlar. Sonra cezaevine yatak yorgan götürenleri görürdük, hatta şaka dahi olsa bazı adi suç işlemiş mahkumlar tahliye olsalarda yatağını getirmezler, nasılsa yine döneceğim diye birilerine emanet ederlermiş.
Yine sohbetlerde anlatırlardı tutuklu T.S. canı sıkıldığında “G.D.’da benimle birlikteydi” dediğinde şahsı yakalayıp cezaevine gönderiyorlarmış. İçeri alınan G.D. bunun içeridekilerin can sıkıntısından, sohbet etmek istediklerinden olduğunu bildiğinden “ay T. Gardaş, iş güç zamanı, başına dönüm benim adımı deme gedim işim gücüm yığıldı galdı” diye söylenirmiş.
Yüzlerce insanın hatıralarının bulunduğu, idealistliklerle dolu gençlerin fikir alış verişinde bulunmanın ötesine sıçrayan olaylar, insanların hayatına mal olan çatışmalara dönüşmesini sağlayanların müsebbip olduğu ve neticesinde cezaevini dolduran gençler, canlarını veren gençler, okuyup faydalı olacakları vatanlarında yok edilmiş bir neslin şimdi yetişmiş aydını, bilim adamı, teknoloji üreteni, vicdanlı düşünürü olacaklardı.
Sonrasında devam eden terör hadiseleri sonucu 96’lar gibi yaşanılan ve suç işleyenlerin bir kısmının yattığı ve rahmetle andığımız Şehit Polislerimiz adına yapılan Iğdır eski Kapalı Cezaevi..
Artık, Şehitler parkı olarak üzerinde yürüyor ve geçmişi yaşanmamış saymaya çalışıyoruz bence. Emir Şıktaş

By EMİR ŞIKTAŞ

Bir ömrün sonbaharı..

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: