“Bir şeyin gerçekleşmesini önleyen sebep, mâni, mahzur, müşkül, pürüz, mânia, handikap, ket.”
Türk Dil Kurumu, engel sözcüğünü bu cümleyle tanımlamıştır. Daha öncesinde sakatlar, özürlüler diye sıfatlandırılan özel bireyler günümüzde engelliler nitelendiriliyor. Bu vasfa sahip bireylerin varlığı çok öncelere dayanmasına rağmen II. Dünya Savaşı’nın ardından ortaya çıkan ağır bilançoda ehemmiyet kazanmıştır.

Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de hatrı sayılır sayıda engelli birey bulunmaktadır. Türkiye’de yaklaşık 8.7 – 9 milyon civarında engelli olduğu kabul ediliyor. Bunlar ortopedik, zihinsel, görme ve işitme engelliler olarak anılıyor.
Bu verilerin yanı sıra Dünya Sağlık Örgütü’nün engelli (disabled) tanımında zihinsel, ortopedik, görme ve işitme engelliler kavramlarından başka sosyal engelli kavramı da yer alır. Türkiye’de de hiç kuşkusuz milyonlarca sosyal engelli var.

Sosyal engel nedir? Sosyal engelin oluşmasında temel unsur nedir?

Sosyal engel, engellilik halinin fiziksel ve zihinsel farklılıklardan doğan normatif bir durum değil, bu farklılıkları gözetmeyi başaramamış toplumun yarattığı sosyal bir başarısızlık durumudur. Bu engel kavramına göre sistemik bariyerler, önyargılar ve kasti veya istemsiz sosyal ayrımlar bazı zayıflıkları bulunan insanların topluma istedikleri şekilde katılmasına engel olmaktadır.
Sosyal engelin oluşmasında birincil öncül sevgisizliktir! Sevgisizlik en büyük engeldir. Yazının başında değindiğimiz engel tanımı ve bu tanımın meydana gelmesine olanak sağlayan başlıca faktör sevgisizliktir diyebiliriz.

Bu kavram doğaldır ki bizim kadar sosyal engelliye sahip olmayan gelişmiş zengin ülkelerde geçerli oluyor. Umut edelim ki biz de gelecekte bu düzeye varabilelim. Unutmayalım, sevgisizlik en büyük engeldir!

Kırık Dergi – Sosyal Sorumluluk Logolarını ‘Ücretsiz’ paylaşabilirsiniz.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: