Nasip, kelime olarak kısmet anlamına gelmekte olup, günlük hayatta en çok kullanılan kelimelerden biridir. Şiirlere, türkülere, öykülere konu olmuştur. Bir iş olduğunda nasibim de varmış, olmadığında ise nasibimde olsaydı mutlaka olurdu. Bunda da vardır bir hayır diyerek teselli buluruz.  ‘Kısmet ise gelir Hint’ten, Yemen’den /  Kısmet değilse ne gelir elden?” beytini bilmeyenimiz yoktur. Dolaysıyla hepimizin hayatında nasip ile ilgili bir anısı mutlaka vardır.

 

Bu nokta da lafı fazla uzatmadan Maarif Müfettişi Merhum H. Levent Galatalı Hoca’mın kendi kaleminden ‘Kabarmış Ekmekler ve Erdal’ konulu anısını paylaşmak istiyorum. Buyurun hep beraber nasiplenelim.


            ”1965-1966 Öğretim yılı henüz başlamamıştı. Sonbaharın İlk günleriydi. Ortaokulu bitiren her öğrenci gibi bende liseye kayıt yaptırmıştım. Hayalimde ileride ne olacağım, nereye kadar okuyabileceğim diye bir düşünce yoktu. Her çocuğa sorulduğunda, rutinleşmiş, doktor, mühendis, öğretmen, subay vb. gibi alınan cevabı benden de alabilirdiniz. Çünkü babam yoktu ve beni yaşlı dedem okutuyordu. Ömrü nereye kadar vefa ederse oraya kadar okuyabilirdim. Nitekim mesleğimin ilk yılında dedemi kaybetmiştim. Evimiz Yavruturna mahallesinde Kulaksız camisinin az yukarısında olan yerdeydi. Her sabah evin ekmeğini almak benim görevimdi. Sabah erken kalkar, evin ekmeğini alır sonra da bazen yeniden yatardım. Ekmeği caminin karşı köşesindeki Bakkal Cindil Mehmet’in bitişiğindeki mahallemiz fırınından alırdım. Orada halen fırın var. O sabahta fırına ekmek almaya gittim.

 

Vitrine seçerek dizdikleri ekmekler bile kabarmamıştı. O ekmekleri alsaydım çok titiz olan dedem “Oğlum şu ekmekler alınır mı? Sen nasıl ev erkeği olacaksın” diyerek bana kızabilirdi. Oradan ayrıldım ve o zamanlar adını asfalt koymuş olduğumuz (çünkü asfalt sadece orada vardı.) şimdiki Gazi caddesi üzerindeki yeni açılmış olan Çınar fırınına doğru gidiyordum. Ortaokuldan sıra arkadaşım olan Erdal Kadayıfçı’ ya rastladım. Elinde bir kurşun kalem, bir silgi, bir kalemtıraş koflana koflana ve hızlı adımlarla yukarı doğru gidiyordu. “Nereye böyle sabah sabah?” dedim. “Öğretmen okulu giriş sınavına, sen burada ne yapıyorsun oğlum” dedi. Ben de o zamanlar sınavla girilebilen öğretmen okulu giriş sınavlarına başvurmuş ancak liseye gitmeye adapte olduğum için başka okullara gitmeyi kale almamıştım. “Sınav bu gün mü?” Dedim. “Tabii ya! Sen gitmeyecek misin?” dedi.

 

            Gündüzleri usanıyordum, Gazipaşa İlkokulunun bahçesinde futbol oynamaktan başka yapacak bir şey yoktu. “ Erdal, şuradan ekmek alıp eve bırakayım ben de geliyorum” dedim. Erdal: ” Ben seni bekleyemem oğlum, senin işin uzun” dedi ve karşıya geçerek Delikboğazın oradan şimdiki Albayrak caddesine doğru gitti. Hemen Çınar fırınından ekmekleri alıp eve bıraktım. Anneme durumu anlattım. Kalemtıraşım olmadığı için iki kurşun kalem ve bir silgi parçası alarak, doğru Öğretmen Okulu’na gittim. Sınava yetiştim. Kahvaltı bile yapmamıştım Aç aç sınava girdim. Okullar açıldı. Ben liseye on beş gün kadar devam ettim. Lisenin kitaplarını ikinci el olarak temin ettik. Defterlerim alındı. Hatta hiç unutmam Bengü Can isimli Edebiyat öğretmenimiz edebiyat defterinin yarısına yakınını yazı ile doldurttu. Sanırım o zaman Öğretmen Okulları daha geç açılıyordu. Sınav sonuçları açıklandı. Listeler eski Öğretmen Okulu’nun giriş kapısına asılmıştı. Umutsuzca gittim baktım. Sınavları 16. Sırada kazanmışım. Erdal’ ın ise adı listede yoktu.


            Rahmetli dedemle geleceğimin muhasebesini yaptık. O da benim söyleyemediğim duyguları taşıyordu. “Oğlum benim sağlığımda nereye kadar okuyabilirsen oku, sonrasını bilemem. Geleceğine kendin karar ver” dedi. Tek sorun alınan kitaplar ve bir de Müzik Öğretmeni Rahmetli Rüştü Aksoy’un istediği metin marka mandolin idi. Kitapları üçüncü el olarak zararına birisine verdim. Çok pahalı olduğu için gücüm yetmediğinden Gözenoğlu marka bir mandolin aldık ve öğretmen okuluna kesin kaydımı yaptırdık. On beş gün gittiğim Liseden ayrıldım. Üç yıl sonra da öğretmen olarak göreve başladım. Arkadaşlarım halen üniversitede okurken ben maaş alıyordum.


            Bence kader ve yazgı işte budur. O gün mahallemizdeki fırın pişkin ekmek çıkarsaydı. Ben ekmek almaya giderken Erdal’a rastlamasaydım, şimdi hangi kurumdan emekli birisi olurdum bilmiyorum. O gün bana bu tevafukları yaşatan Allah’ıma hamd olsun. Ekmekleri güzel çıkartmayan mahallemizin fırıncısına ve sola döneceği halde caddenin sağ tarafından giden Erdal’a da müteşekkirim. (Kıymetli hocamı rahmetle yâd ediyorum)

 

HATIRLATMA: 50 yılın birikimi olan, muhtevasında 666 adet farklı nasihatin yer aldığı ‘’Mahirane Söylemler’’ kitabımı mutlaka okumanızı ve evlatlarınıza okutmanızı samimi olarak tavsiye ediyorum.  Yukarıdaki telefondan iletişime geçerek benden imzalı olarak (okunsun diye maliyetine 30 TL)  / Emin Kırtasiye ’den / Osmancık’ta Hilal Kırtasiyeden temin edebilirsiniz.

 

 

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: