1984 yılında Çorum İHL’nde okurken Felsefe öğretmenimiz Selami Sönmez Bey (Atatürk Üniversitesinde. Akademisyen) İbn-i Sina hakkında bir konferans vermişti. Tiyatro salonu tıklım tıklımdı. İbn-i Sina’yı öyle anlatmıştı ki,  unutmak mümkün değil. Sanki bugün dinlemiş gibiyim…

             ‘’ …Müslüman bilginler Avrupalılardan yüzlerce yıl öndeydi. Birçok keşif ve buluşları onlardan yüzyıllarca önce ortaya atmışlardı. Avrupa’da cehaletle övünüldüğü, ilim düşmanlığı yapıldığı ilim adamlarının öldürülüp yakıldığı devirlerde Müslümanlar büyük büyük üniversiteler kuruyor, dünyanın dört bir yanından gelen öğrencilere kucak açıyor, parasız okutuyor, ilme ve ilim adamlarına en yüksek değeri veriyordu.  Avrupa’da dünyanın düz olduğunu iddia edilip döndüğünü söyleyen ilim adamları aforoz edilip cezalandırılırken, Müslümanlar dünyanın yuvarlak olduğunu söylüyor, bunu deney ve gözlemlerle ispat ediyor, dünyanın çapını ve çevresini ölçüyor, yıldızlararası mesafeleri hesaplıyor, kitaplarında bunları anlatıyorlardı. Avrupa’da hastalar ’şeytan çarptı, ruhunu şeytana sattı’ diye hapsedilip öldürülürken, Müslümanlar hastalara şefkatle eğiliyor, tedavilerini yapıyorlardı…’’

 

            Eserleri Avrupa üniversitelerinde 600 sene temel kitap olarak okutulan, dahi doktor İbni Sina’nın çaresi bulunamayan genç bir hastayı nasıl tedavi ettiğini ve Horasan hükümdarının övgüsüne mazhar olduğunu sizlerle paylaşmak istedim.

 

     ….İbn-i Sina  Horasan’a geldiği zaman  hükümdarın çok sevdiği yeğeni hastalanıyor.Hastalık korkunç, saray doktorları çaresiz. Ümit olarak, ünü duyulan İbn-i  Sina her yerde aranmaktadır.Nihayet uzun aramalar sonucunda bulunur.Sararıp solmuş, zayıflamış  ve yatağa düşmüş  gence (ilaçla) tedavi için davet edilir.

 

            İbn-i Sina daha hastaya el sürmeden onun aşık olduğunu, karasevdaya yakalandığını anlıyor ve hastanın nabzını tutuyor. Sonra bana Horasan havalisini iyi tanıyan bir adam getirin diyor. İbn-i Sina adamdan komşu illerin adını saymasını istiyor. Bir şehrin ismini duyunca hastanın nabzı hızlanıyor, yüreği hopluyor.

 

  • Sonra, hasta gencin kalbini hoplatan o şehrin mahallelerini saymasını istiyor, gelen adamdan.
  • Sonra, nabzını yükselten o mahallenin sokaklarını saydırır. Bir sokağın adını duyunca, gencin yine nabzı yükselir.
  • Sonra, o sokaktaki tüm evlerin isimlerini bilen bir adam ister.
  • Sonra, o evdekilerin isimlerini tek tek saydırır.
  • En sonunda, bir isme gelince hasta gencin nabzı değişir. Yüreği hoplar. O zaman İbn-i Sina ‘’Bu mesele halledilmiştir’’ der ve padişahın mutemedine dönerek, ‘’Bu genç falan şehirdeki, falan mahalledeki, falan sokaktaki, falan evdeki, kıza âşıktır. İlaç, çare bu delikanlının o kıza kavuşmasıdır’’ deyince, bunu duyan delikanlı utancından –başını- yorganın içine çeker.

 

          İbn-i Sina delikanlıyı deşarj – boşaltma tedavisine almış ve hastalığın çaresini bulmuştur. Bugün psikiyatri de bu yöntem uygulanmaktadır.

 

             İbn-i Sina’yı Hükümdara götürürler,  hükümdar onun ilmine hürmet gösterir ve ‘’En yüce, ekmel filozof bu tedavinin sırrını bana söyle’’ der.

  • İbn-i Sina da padişaha dönerek, ‘’Âşık ile maşukun bir araya gelmesi’’ der. Netice mi? Kız istenir, nikâh kıyılır ve ölüm döşeğindeki delikanlı iyileşir…

 

      Öfke gelir göz karatır / öfke gider yüz kızartır hesabı, doğal afetlerden sonra insanlarla konuşurken onları iyi tanımamız ve çok dikkatli olmamız gerekmektedir. Çünkü o bölgedeki insanlar;  ailelerini kaybetmiş, mallarını mülklerini kaybetmiş olabilir. Özellikle, afetin ilk günlerinde muhatap bulmakta zorlanmış olabilir ve bunun hıncını, öfkesini canla başla çalışmaya gayret eden görevlilerden almaya çalışabilirler. Bu nedenle oradaki vatandaşların psikolojisini çok iyi bilmek ve ona göre hareket etmek lazımdır. İyi bir iletişimle, o vatandaşlarımızı belki bir nebze sakinleştirebilir. Çünkü ‘’Bir memur müşterilerinin dileklerini sabırla ve sinirlenmeden dinlemelidir. Zira müşteri isteğinin yapılmasından çok söylediklerine önem verilmesini ister’’ (ptahhotep) hesabı derdine derman olamazsakta kendimizi anlatabiliriz. Korku duyulduğu zaman haz duymak, öfke duyulduğu zaman korkmak imkânsızdır. Küçücük öfkeler, büyük yaralar açabilir…

*

HATIRLATMA: 50 yılın birikimi olan, muhtevasında 666 adet farklı nasihatin yer aldığı ‘’Mahirane Söylemler’’ kitabımı mutlaka okumanızı ve evlatlarınıza okutmanızı samimi olarak tavsiye ediyorum.  Yukarıdaki telefondan iletişime geçerek benden imzalı olarak ( 35 TL) temin edilebilir.

 

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: