HAYATIN MÜSVEDDESİ YOK

Tüm yazılarımı, şiirlerimi çizgisiz beyaz kağıdı enlemesine ikiye bölüp yazıyorum. Böylece arkalı önlü iki sayfa yerine, dört sayfa kullanmış oluyorum.

Hiçbir yazımda silgi kullanmıyorum. Yanlış yazdığım ya da ölçüsünü tutturamadığım kelimeleri karalayıp doğrusunu ya da ölçüye uyan şeklini yazıyorum. Yaza çize, karalaya karalaya çıkıyor eser. Sonrasında temize çekiyorum. Bazen mutfakta bulaşık yıkarken geliyor kelimeler art arda. O anda elime ne geçtiyse ona yazıyorum. İmsakiyenin arka yüzü de olabilir, herhangi bir şeyin kağıdı da. Beyaz kağıda yazdığım hiçbir müsveddeyi atmıyorum. El yazımla hatıra olarak kalsın, diye saklıyorum.

Silinen her şey, bir gün unutulur; yeri iz bıraksa da. Karalamak, insanın yanlışını hep görmektir; hatta ders çıkarmaktır. Müsvedde diyoruz karalama defterine, karalama kağıdına, karaladıklarımıza. İnsan müsveddesi diyoruz, karaladıklarımıza. Karalayan da karalanan da unutmaz, hep gözünün önünde, hep gönlünde durur.

Bir ara deftere geçiriyordum, şimdi bilgisayara yüklüyorum yazılarımı. Deftere yazmak da başka bir konu. Çizgili ve kareli deftere yazmak, kolay. Ben çizgisiz kağıda yazdığım müsveddeleri, çizgisiz deftere temize çekiyorum. Çünkü, çizgisiz defterde işaretler yok. Nerede başlayıp nerede biteceğine ben karar veriyorum, kendimi çizgilerle ve karelerle sınırlandırmak istemiyorum.

En güzel şiirlerimi uçlu kalemle yazdım, yazarken uç takmak bile bölüyor bütünlüğü. Şimdi sadece kara kalemle yazıyorum. Ucu potlaştığında kalemtıraşla değil, meyve bıçağıyla sivriltiyorum. Her şeyin aslı, her şeyin doğalı. Bir de dolma kalemi seviyorum.

Hani misafir gelecek zaman üstümüzde çamaşır sulu kıyafetimizle iş yapıyoruz ya rahatça, ikramlık hazırlarken yağ sıçrıyor bazen üstümüze, bazen telaştan un tozup yapışıyor ya üstümüze başımıza, bazen dağılıyor ya mutfak; kurşun kaleme benzetiyorum telaşlı, içten, samimî bu hâli. Sonra topluyoruz mutfağı, değiştiriyoruz kıyafetimizi, özenle çıkıyoruz misafire, özenle yaptığımız işleri çıkarıyoruz ya yazdığımız yazının son şeklini verip imza atmak, işin keyifli ve gurur verici kısmı, işte budur dolma kalem.

Mutfaktaki aşçıları, bulaşıkçıları, temizlikçileri görmediğimiz gibi yaza çize, karalaya karalaya çıkan kağıtları ve kalemleri görmüyoruz. Bu yüzden saklıyorum müsveddeleri; çünkü her şeyin müsveddesi var, hayatın yok. Temize çekmeye vakit de yok. İnsan dikkatli yaşamalı. Muhakkak bir gönle dokunmalı, gönülden yazılanlar.

 Her gün beyaz bir sayfa açıyoruz,
 Her gece ayraçla kapatıyoruz.
 Devam ediyoruz kaldığımız yerden 
 Kim bilir kaç sayfa, kaç ciltlik bir defter tutuyoruz!
 Takvimden kopardığımız her sayfa ömrümüze bir hatıra, 
 Her hatıra zihnimizde tayfa tayfa, 
 Kimi anlatılır, kimi saklanır sandıkta. 
 Her yeni gün, yeni bir kalem, 
 Kimi mutluluk, kimi elem, 
 Okumak istediğimizi yazalım, 
 Ne yazarsak yazalım, kalemi kendimiz tutalım. 
 Sonuna muhakkak kendi imzamızı atalım. 

Kurşun kalemle de yazılsa yazılar, son nefeste yıpranmış defterimize dolma kalemle imza atalım.

Muhabbetle…

   Hamiyet Su Kopartan ✍
         25.05.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: