Adım adım tek “ad”ımla hayata başladığımda
Bir ben vardım, bir de pervâneler, etrafımda.
Cennet mi içimdeydi, ben mi cennetteydim?
Çok olmadı, Pamuk Prenses masalı biteli,
Devler, cüceler, Kaf Dağı’ndaki Zümrüdüankâlar gireli,
Evler, şekerden evler gözden yağmurla eriyiverirse
Fareler cirit atmaz artık, pireler berber değil.
Geciken güneşi göreli, bu masal, masal değil!
Yumuşak bir geçişle geçmek gerek, sertçe dönerse her şey terse.
Hikâyenin bundan sonrasını yalın bir izle gideriz.
Islık çala çala, âvâre âvâre yürürüz yolumuzda yalnız.
İlk değil bu kırgınlığımız, korkularımız ilk değil,
Jâleler ilk defa düşmez çiçekli bahar gönlümüze,
Kaç kor yaktı, kaç dolu vurdu, kaç kez düştü jâle!
Lâciverdî bir vakit, siyaha yakın
Mevsim kaç kez döndü, kaç kez bizi bizden sordu, bir say!
Nur yüzüyle gülümseyiveren bir ay
O anda açar kapılar, avuç içimizden dökülenler.
Ömre eklenen her gün, takvimden düşen her sayfa,
Pek söylenmese de gönülden geçenler tayfa tayfa,
Rûz-gârda bir hatıra, rûz-gârda bir esinti.
Sessiz sedâsız, belki pervâsız belki de çâresiz
Şen bülbüllerin ardından bakakalan gül, can pâresiz,
Tek tek savrulurken rûz-gâr
Ufak ufak alır götürür candan kopanları,
Ürperir insan, üşür gibi olur gördükçe kopan parçaları.
Vâmık ile Azrâ Hikâyesi değil bu!
Yaşananların yazılmadığı, yazılanların anlaşılmadığı,
Zor okunan, alfabenin tüm harflerinin kaybolduğu gerçek bir hikâye bu!

            Hamiyet Su Kopartan ✍
                  16.05.2022

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: