Oyun yazarı William Shakespare’in Machbeth,3.Richard ve hamlet gibi oyunları hatta ve hatta Sophokles’in Kral Oidipus’u kim eleştirmenere göre polisiye olarak yorumlanır.Bu yorumların hepsine hak veriyorum.Aralarında “polisiye” tanımına en çok uygun olan bence Hamlet’tir.
Öyle ki polisiye yazarı Ahmet Ümit dahi yazdığı edebiyat üzerine düşünce yazılarından birinde Hamlet’I modern polisiyeye uyarlamış,Hamlet’I dedektif yapmış, hatta başlığına da “Dedektif Hamlet” demiştir.

Kimi eleştirmenler ise Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı ile Karamazov Kardeşler’ini de “polisiye” olarak tanımlar.Benzer değerlendirmeler Peyami Safa’nın “Dokuzuncu Hariciye Koğuşu” için bile yapılmıştır.
Bazı tiyatro sahnelerinde Kral Oidipus ve Hamlet’in dedektif giysileri içerisinde modern zamanlara göre tekrar yorumlandığı dahi mevcuttur.
Bu eserlerin “polisiye” olarak değerlendirilmesine neden olan şey ise temasında suç(hatta daha ötesinde cinayet) olmasıdır.
Gerçekten de bu eserlerin ekseninde cinayet teması vardır.
Dostoyevski’nin eserlerini yazdığı yıllar, modern zaman içerisinde “polisiye” olarak adlandırılan türün doğuşu ile aynı döneme rastlar.

Fiyodor Mihayloviç Dostoyevski,1821 yılında San Petersburg’da Dünya’ya merhaba der.1841 senesinde polisiye türü Edgar allan Poe tarafından “Morgue Sokağı Cinayeti” ile Dünya’ya merhaba der.
Bu bir rastlantı mıdır?Yoksa dönemin şartlarının insan üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin sanat yoluyla topluma anlatılması mıdır?
Dönemin şartlarında kent banliyölerinde hırsızlık,dolandırıcılık,yasadışı kumar,cinayet,terör,gasp gibi suçlar tavan yapmıştır.Çünkü taşradan kente akın akın göç başlamıştır.Kendilerine daha ferah bir hayat yaratma hayaliyle kente göç eden taşralı nüfus kente yerleştiği zaman kentli olamamış, kentli olamadığı gibi taşradaki hayatını da kente taşıyamamıştır.
Her geçen gün yükselen yoksul nüfus,suç işleme oranını da parallel olarak etkilemiştir.Çünkü kentlerde kırsal alana göre daha fazla ekmek,iş vardır ama bu kentlerdeki karmaşayı daha da arttırmıştır.Sonuç olarak da “polisiye” dediğimz türü doğuracak olan kısmı ise şudur ki :kentlerde suç işlemek ve akabinde saklanmak için daha fazla potansiyel vardır.
Kentlerde yükselen suç oranı ne kadar olumlu Kabul edilebilecek bir şey olmasa da hayatın içerisinde var olan bir şeydir.Sanat da hayatın içerisinde var olan her şeyi konu edinir kendisine.Suçun edebi anlatım şekli ise “polisiye roman” dır.

Dostoyevski; Rus Edebiyatı’nın diğer önemli iki ismi ve çağdaşları olan Tolstoy,Turgenyev gibi taşrayı,taşralıları konu edinmez kendisine.Dostoyevski; kentteki taşralıları konu edinir.Romanlarında olaylar çoğunlukla meyhanelerde,izbe evlerde,pis kokulu sokaklarda,çatı katlarında,kumar masalarında geçer.
Sophokles ve Shakespare aksine de dostoyevski’nin suçluları, soylular arasından değil toplumun en alt tabakalarındandır.Normal olarak da olaylar kraliyet sarayları,nüfuslu aileler arasında değil kent varoşlarında geçer.
Bu nedenle aralarında en gerçekçi olanı Dostoyevski diyebiliriz.Karakterlerini Agatha Christie gibi briç masalarına tıkmamıştır. Sir Arthur Conan Doyle’un yarattığı Sherlock Holmes gibi zeki,şatafatlı dedektifleri de yoktur; Maurice Leblanc’ın Arsene Lupin’i gibi kurnaz hırsızları da.Onun kahramanları aç öğrenciler,kurnazlar,hırsızlar,tefeciler,kumarbazlar,fahişeler,yetimmler,iflas etmiş zenginler ve katillerdir.
Dostoyevski’nin polisiye yazarı sayılabilmesinin temel sebebi de konularının çoğunu gazete haberlerinden ve adli vakalardan almış olmasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: