İnsanoğlu doğumdan ölüme kadar bir başkasıyla iletişim içerisindedir. Bu iletişim dünyaya gözünü açtığı andan itibaren ailede başlar, okulla, askerlikle, iş hayatıyla, emeklilikle beraber çevreye doğru dalga dalga yayılır. Bu geniş daireye her gün birileri eklenirken bazen de daireden birileri çıkar. İnsanların kendi aralarında kurduğu iletişim zamanla dostluğa doğru uzanır.

 

Her arkadaş dost değildir. Arkadaşlarla – dostlar arasında görülmese de kimi zaman kocaman bir kırmızıçizgi göze çarpar. Arkadaşlık genellikle; okul, askerlik, çalışma ortamı yıllarından itibaren başlayan yüzeysel ilişkiler sonucu oluşur. Görüldüğünde merhaba denilir, selam verilir, bir bardak çay içilir. Gündeme dair sohbetler yapılır… Dostluk ise; bu arkadaşlar arasından süzülüp yanınızda olan, sevincinize sevinen üzüntünüze üzülen, menfaatten uzak katıksız seven, makam mevki uğruna bir çırpıda satmayan, olumsuzluklarda bire binler katmayan, gizliden gizliye ayağınızı kaydırmaya çalışıp koltuğunuza oturma hayalleri kurmayan, gerektiğinde kadim dostumu incitmektense tüm dünyalıkları elimin tersiyle iterim diyebilecek kadar kadirşinas, erdemli, vefalı kişilerin beraberliğidir. Dost, bırakın dünyayı dostunun baki hayatını bile düşünebilendir.

                                                                       

İnsanların çevresindeki iletişim halinde olduğu insanların dost mu, yoksa arkadaş mı olduğunu atasözlerimiz, türkülerimiz çok güzel bir şekilde ele vermektedir. ‘’Dosttun attığı taş baş yarmaz. Dost kara günde belli olur. Dost yüzünden, düşman gözünden belli olur. İyi günün dostu, kötü günde hani?’’ dostluk üç beş haftada, birkaç ayda elde edilebilecek bir olgu değildir. Dostluk yılların birikimidir. Dostluk, öyle suni arkadaşlık gibi telefon numarası kaybedilince unutulmaz. Apartman değişince, mahalle değişince, iş değişince, makam mevki değişince unutulmaz. Dostluk, görevde iken yanında emekli iken uzağında olmaz. Dostluk ömürlüktür. Babadan oğula, anneden kıza geçebilen bir sosyolojik olgudur.  Şimdi çocuklarımız annelerinin – babalarının dostlarını dahi tanımıyorlar. Tanıma ihtiyacı da duymuyorlar. Dost, dostun başına bir sıkıntı geldiğinde bana bir zararı dokunur mu diye kırk metre uzaktan kaçmaz. İmkânlar oranında maddi- manevi omuz verir. Dostuna dair en mahrem konuları öğrendiğinde bile ifşa etmez, sırrına katar mezara atar.

 

Dost, en basiti aynı odada beraber oturduğu arkadaşı olmadığında gelen ziyaretçisinin ‘’yanınızdaki arkadaşınızla görüşecektim’ dediğinde ’’bilmiyorum, zaten doğru dürüst yerinde oturmaz’’ diye hemencik karalama moduna geçmez. ‘’Yapabileceğim bir şeyse ben yardımcı olayım’’ türü tatlı cümleler kullanır, dostunun yokluğunu hissettirmez.

 

‘’Dost kimdir?’’ diye sorana:

Paylaştın mı sevgini, korkunu, ümidini ve yenilgini, verdin mi desteğini, sordun mu halini, yolladın mı yüreğini, ağladın mı onun gibi, hissettin mi dostluğu?’ diye cevap vermiş bilge. Ve ‘’Dost dediğin tek bir ruhun iki ayrı bedende dirilmesidir‘ diye de eklemiş.

 

Netice olarak,  gecenin üçünde özel sıkıntınız derdiniz olduğunda hiç tereddüt etmeden ‘Alo’ deyip kapısını çalabileceğimiz, sıkıntılarınızı paylaşabileceğiniz akraba dışında dostlarınız var mı? Sorusuna cevabınız ‘’Evet’’ ise şanlısınız demektir. Sakın ola o dostlarınızı kaybetmeyiniz. Kalabalıklar içerisinde yalnız yaşamayınız…

 

Her DOST arkadaştır ama her ARKADAŞ dost değildir.

 

*

Öğretmenime Vefa-3: Osmancık İHL’nden (1980) öğretmenim merhum Mansur İnan Hocamı (Samsun-Ladik) rahmetle yâd ediyorum.

             *

HATIRLATMA: 50 yılın birikimi olan, muhtevasında 666 adet farklı nasihatin yer aldığı ‘’Mahirane Söylemler’’ kitabımı mutlaka okumanızı ve evlatlarınıza okutmanızı samimi olarak tavsiye ediyorum.  Yukarıdaki telefondan iletişime geçerek benden imzalı olarak (okunsun diye maliyetine 30 TL)  / Emin Kırtasiye ’den / Osmancık’ta Hilal Kırtasiyeden temin edebilirsiniz.

 

DUA

Otuz yedi meslek hayatıma neler sığdı neler

Kiminde neşe var, kimin de ise acı – keder

Bir gün çekip gider iken bu oynar koltuktan

Bizim için de derler, iyiye kötüye bir şeyler

Rabbim, sen kötüleri duyurma iyilerden haber ver

Kötüler nasıl olsa ziyadeli olarak hep devam eder

 

 

Reklamlar

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: