Zeki COŞKUNSU

Yaşam sevincini hiç tatmamış

-gemileri yanmış- çocuklardandık.

Kendi çağımızı hiç yaşamayadık.

Kendi çağımızla senkronize olamadık.

Tüm ideoloji ve ontik otonom inanç/tarihsel-kültürel-memetik (kültürgen) orijinli, siyasallaştırılmış din/dogmalar adına-uğruna ıskalamak-kaçırmak;

O çağla senkronize olamamak:

Yaşam sevincini tadamamak.

Çoğumuzun bizzat yaşayıp deneyimlediği bir acı gerçek.

Salt suların kıyısında kıytırıktan ucuz yollu sörf yapmayı bırakınız.

Artık hiçbir kimsenin giremediği sulara

Engin derinliklere

Bütün risklerine karşılık alacağınız yerinde tüm tedbirlerle dengeleyerek girip

Dalabilme cesaretini gösteriniz.

Hâlbuki konuşmaya ne kadar muhtacım.

Her şeyi içinde boğmaya mecbur olmak,

Diri diri mezara kapanmaktan başka nedir?(1)

Sabahattin Ali

“Bazı eski İslamcılara bakıyorum,

Kur’an üzerinden

Dinsizlik mücadelesi veriyorlar.

Hâlâ Kur’an’a, İslam’a

Takıklar.

Kültür genç yaşlarda kök verir;

Daha sonra köklenmez, üzerine koyarsın.

O yüzden ‘öz-gür düşünce’ üretemiyorlar.

Kur’an, din üzerinden,

O dar alanda bildiklerinden

Kendilerini savunmaya çalışıyorlar,

‘Evrensel’e varamıyorlar!”(2)

Gülay Bahadıroğlu

Şu ana dek yaşamına 33 eser, sayısız makale ve gazete köşe yazılarını sığdırmış, 37 yıllık kadim gönül dostum, yazar, otantik düşünür Dücane Cündioğlu (1962-…), “…Üzüldüğüm tek şey –belki hâlâ beni de başkalarına bir şeyler anlatma konusunda motive eden şey– ‘kendi çağımı hiç yaşayamadım!’, ‘kendi çağımla senkronize olamadım!’, ‘ideolojik düşünmenin insana kaybettirdiği en değerli şeyi, ‘kendi çağında yaşama yeteneğini kaybetmesi’; ideallerin peşinden koşunca gerçeklikle temasınız azalıyor ve uzun zamanda bunun bedelini çok ağır ödüyorsunuz! Yaşam sevincini hiç tatmamış -gemileri yanmış- çocuklardandık!”(3) der.

İçtenlikle katılıyorum Dücane Cündioğlu’na. Onunla transformasyon (dönüşüm) ve/veya metamorfoz(başkalaşım) sürecine girdiğimiz tarihin aynı yıllara (2010) denk düştüğü de ayrı bir tevafuktur. Bu bağlamda trajikomik olan gerçek şuydu: “Ömrümün en verimli, delişmen 30 yıllını bu yola vakfetmiş biri olarak itiraf etmeliyim ki o yıllar içinde, inandığım kutsal kitabın içinde geçen ve binlerce kez okuduğum bir sȗre; Asr Sȗresi ve ilk ayeti(103/1) olan asra dikkat çeken-asrı tanıklığa çağıran; zamana-çağ(ın)a tanık olma(*), o hakikati dahi idrak edememek kadar daha acı bir şey olamamasıdır!”

(*)[Asra dikkat çeken-Asrı tanıklığa çağıran; zamana-çağ(ın)a tanık olma: Asr sȗresinin ilk ayeti olan, ve’l-‘asr, yani, “Düşün –su gibi– akıp giden zamanı(zamanın akıp gidişini)-çağı()!” Kuşkusuz asr terimi ölçülebilir, birbirini izleyen devrelerden oluşan zamanı gösterir. Dehr ise başı ve sonu olmayan, sınırsız zamanı, yani mutlak zamanı anlatır. Bu nedenle asr, zamanın akıp gidişini, yeniden, bir daha yakalanamayacak olan zaman –ki o, irreverzıbl(tersinir olmayan)dır- kavramını içerir.(4) Asıl olansa zaten zamana-çağa ait olmak değil, zamana-çağa sahip olmaktır. Keramet ve maharet zamanda-çağda da değil, insandadır.]

İçinde yaşadığı çağı, tüm ideoloji ve ontik otonom inanç/tarihsel-kültürel-memetik(kültürgen) orijinli-siyasallaştırılmış din/dogma(inak)lar adına-uğruna ıskalamak-kaçırmak, o çağla senkronize olamamak; yaşam sevincini tadamamak, çoğumuzun bizzat yaşayıp deneyimlediği bir acı gerçek. Şükür ki –geç de olsa– çürük temelli gökdelenimi/köprümü kökten yıkıp yerine, mütevazı, sade ama muhkem bir kulübe inşa edebilmek bana da nasip oldu. Oldu olmasına da bir daha asla geri getirilemeyecek o yılları(çağı) ve o yılların(çağın) tadını-hazzını kaçırdık. Şimdilerde ise o kaçanların yerini doldurma, telafiyle meşgulüm. Açığım çok ama kısa zamana –kalitesi yoğun– çok daha verimli işler sığdırma gayretindeyim.

Yıllar sonra anladım ki herhangi bir ideoloji ve/veya bir ontik-otonom inanç/tarihsel-kültürel-memetik(kültürgen) orijinli-siyasallaştırılmış din/dogma(inak) ya da bir başkasının ölçülerine göre değil de özbeöz(gerçek) kendi otantik düşünce ve kararlarına göre(ama mükemmelin de peşinden koşmaksızın) kendini ifade edebilirsen özbeöz kendin olmuş olur, özbeöz kendi doğana da yabancılaşmamış olursun. Değilse aksi yollar, birer çıkmaz sokak(impasse/cul-de-sac).

Bütün ideolojiler ve kalpsiz dünyanın kalbi olan ontik otonom inanç/tarihsel-kültürel-memetik (kültürgen) orijinli-siyasallaştırılmış din/dogma(inak)lar istisnasız, tartışma götürmez bir biçimde de insanlığın afyonu(opium de l’humanité)dur. Kaldı ki bu türden ideoloji/inanç/din/dogmaların hepsi, bir ayağı fiziğe basmayan salt metafizik akla dayanır-yaslanır. Bu nedenle de yaratıcılık(créativité) ve özgür özgün düşünce ol(a)maz.

Neden mi? Üretilen düşünceler önceden belirlenmiş dinsel ideolojinin kurallarına göre şekillenmiştir de ondan. Dahası dinsel anlamdaki yaratıcılık İslam dünyasının(!) gelişmesini de engelleyen tabulardan birisi. Çünkü dinsel anlamdaki yaratıcılık ile insan zihninin tasarladığı düşüncelerin üretilmesi, anlam ve eylem olarak birbirine karıştırılmaktadır. Dolayısıyla insan zihninin yaratıcılığı ile -inançlı insanlara göre- dinsel temeldeki Tanrı’ya ait olarak algılanan yaratıcılık gücü aynı düzeyde ele alınamazlar.

Neredeyse hiç ayrılmaz olan bu ikili bir anlamda mazlumların sığınağı-mağarası ve/veya kölelerin kendilerini güvende-huzurda hissettiği dünyasıdır. Bu ikiliye de karanlığın kalleş bekçileri olan egemen güçler her zaman gereksinim duymuşlar ve bu ikiliden çoğunlukla beslenmişler. Bu ikili onlar için en ideal sömürü malzemelerinden ikisidir. Bu ikili olmasa karanlığın kalleş bekçileri olan o egemen güçler, tüm dünya insanlığını nasıl yönetecekler?

Sözün özü, asıl olan hiçbir kimsenin giremediği sulara, engin derinliklere; bütün risklerine karşılık alacağı yerinde tüm tedbirleriyle dengeleyerek girip dalabilme cesaretini göstermektir. Oysa genelde insanlık, salt suların kıyısında kıytırıktan, ucuz yollu sörf yapar.

Son tahlilde, işte ben de bu yüzden demiştim: “Yaşam sevincini hiç tatmamış -gemileri yanmış- çocuklardandık. ‘Kendi çağımızı hiç yaşayamadık!’, ‘kendi çağımızla senkronize olamadık!’, içinde yaşadığı çağı tüm ideoloji ve ontik otonom inanç/tarihsel-kültürel-memetik(kültürgen) orijinli-siyasallaştırılmış din/dogma(inak)lar adına-uğruna ıskalamak-kaçırmak, o çağla senkronize olamamak; yaşam sevincini tadamamak çoğumuzun bizzat yaşayıp deneyimlediği bir acı gerçek. Salt suların kıyısında kıytırıktan, ucuz yollu sörf yapmayı bırakınız. Artık hiçbir kimsenin giremediği sulara, engin derinliklere; bütün risklerine karşılık alacağı yerinde tüm tedbirleriyle dengeleyerek girip dalabilme cesaretini gösteriniz.

     (1) İlgili söz için bkz. ALİ, Sabahattin; https://www.tumblr.com/tagged/sebahattin?sort=top  & https://yesgereksiz.tumblr.com/post/106729734402/. (Erişim Tarihi: 31.12.2014).

     (2) Bkz. BAHADIROĞLU, Gülay; 05.02.2021 tarihli, kendi “facebook” ana sayfasındaki paylaşım yazısı,  https://www.facebook.com/gulay.bahadiroglu. (Erişim Tarihi: 05.02.2021).

     (3) Bkz. CÜNDİOĞLU, Dücane; 13.04.2021 tarihli, sunucu Okan Bayülgen’in “TV100”deki proğramına davetli olan konuşmacı Dücane Cündioğlu’nun ilgili videosu, https://www.youtube.com/watch?v=Y2bkAozrw_M. (Erişim Tarihi: 13.04.2021).

     (4) Bkz. ESED, Muhammed; “The Message of The Qur’ân(Kur’an’ın Mesajı: Meâl-Tefsîr)”, Dâr Al-Andalus, Gibraltar (ilk dokuz sȗrenin tamamlanmamış ilk baskısı, 1964 & tamamlanmış baskı, 1980), [çev., (sȗre: 7-28) Cahit Koytak & (sure: 1-6 & 29-114 & Önsöz, Kaynaklar, Ekler) Ahmet Ertürk], c.3, s.1304, İşaret Yay., İstanbul, 1996.

Reklamlar

By zekicoşkunsu

Şair, yazar, araştırmacı. Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden mezun oldu. Bilgi Eğitim ve Sosyal Araştırmalar Vakfı Mütevelli Heyeti üyesidir. "Natürel İlimler Felsefesi", "Operasyonel Araştırmalar", "Sibernetik" & "Semiyotik" vb. ilmi disiplinlere ilişkin konularda çalışmalar yapmaktadır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: