Her ne kadar kitapların yerini televizyonlar, internetler alsa da, şöyle kanepeye oturup, bir taraftan çayınızı yudumlarken diğer taraftan kitap okumanın zevki bir başkadır. Hele okuduğunuz kitap size ecdadınızı anlatıyorsa ve yazarın olayları anlatım tarzı hoşunuza gittiyse keyfinize diyecek yoktur. O kitabı bitirmeden rahat edemezsiniz. Bir taraftan kitabı okurken diğer taraftan olayların içinde kendinizi bulursunuz. Şükür iyi kötü okuyup yazmaya çalışıyoruz. Bize bu okuma yazma alışkanlığını kazandıran öğretmenlerimize ne kadar teşekkür etsek azdır. Zira insan kendi çocuklarına dahi bir takım alışkanlıkları veremiyor ama özveriyle üzerine düşen öğretmenlerimiz bunu çok rahatlıkla verebiliyorlar. Hatta bırakın çocukları velilere bile etki ediyorlar.

 

             Çanakkale de metrekareye altı bin merminin düştüğü, her üç evin birinden şehit verildiği, ülkemizin en iyi okullarında okuyan zeki çocukların tahsilini yarıda bırakarak cepheye gittiği ve bir daha dönmediği, bu yönüyle gelecekte bilim alanında ülkeye belki de dünyaya çok faydalı olacak bilim adamı adaylarının da şehit olduğu bir savaş olarak bakabiliriz.

 

             Çanakkale savaşı deyince okumuşu okumamışı en az birkaç tane dilden dile dolaşan Mehmetçiğin kahramanlığı yanında, merhamet ve şefkatinin de dünyada her millete nasip olmayacak şekilde bariz olarak dost, düşman herkes tarafından takdir edildiğine dair olay bilir.  Bu nedenle ‘’Geçmişini tanımayan milletler, geleceği inşa ederken hata edebilirler’’ sözünden hareketle, ecdadımızı tanımak ve çocuklarımıza doğru tanıtmak adına bu tür kitapları önce biz okumalıyız ve çocuklarımıza okumalarını tavsiye etmeliyiz.

 

             İşte Çanakkale savaşında yaşanan ve bugün de dünyaya ders olması gereken olaylardan bir tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum.

 

             Çanakkale savaşlarında Fransız genel komutanı olan General Guro anlatır: ‘’Türklerin savaşı, biz Avrupalıların savaşı gibi değildir. Bizde yani Avrupalılarda, cidden çoğunlukla düşmana karşı yardım ve merhamet hissi yoktur. Hâlbuki Türkler, mecbur olmadıkça, asla merhametsizlik yapmıyorlar.

 

             ‘’Bir gün, bir taarruzdan sonra, cepheyi dolaşıyordum. Yaralı bir Fransız subayını gördüm. Elini sıkmak istedim. Fransız subayı elini uzatmadı ve az ileride baygın bir halde yatan Türk subayını göstererek , ‘ Onun elini sıkınız… O olmasaydı, ben şimdi hayatta değildim’ dedi. Sebebini sorunca Fransız subay dedi ki:

 

             ‘’ İkimizde ağır yaralı idik. O kendi yarasına aldırmadan sargı paketini çıkardı ve benim şaşkın bakışlarıma rağmen boynumdaki yarayı sardı. Rica ederim, yalvarırım size, bu kahraman Türk subayını kurtarınız’

 

             ‘’ General çok meraklanır.  Acaba bu Mehmetçik niçin kendi yarasına bakmamış da, düşmanını tedaviye çalışmıştır? Merakını yenemeyip sorar. Aldığı cevap bir anne yüreğine yakışır şefkati, merhameti gösteriyordu.’’

 

             Yaralı Fransız, cebinden cüzdanını çıkarır. Cüzdanının içinden de bir yaşlı kadın fotoğrafı çıkarıp bakar, bakar, bakar sonra öper, yüzüne gözüne sürer…

 

             Mehmetçik, bu fotoğraftaki kadının onun annesi olduğunu tahmin etmiştir ve demiştir ki kendi kendine, ‘’Beni bekleyen ne annem, ne babam, ne de kardeşlerim var… Ben ölsem arkamdan ağlayan kimsem olmaz… Ama muhtemeldir ki bu arkadaşın onu bekleyen bir annesi var. Bari o sağlığına ve kendisini bekleyen annesine kavuşsun…’’

 

             ‘’Bir adam en çok sevgilisini, en iyi şekilde ailesini, en uzunda annesini sever’’ (İrlanda özdeyişi)

   ‘’İhtiyar adamlar, savaş ilan ederler; fakat savaşan ve ölen gençlerdir ve her türlü meşakkat ve sıkıntıyı çekenlerde gençlerdir.’’ (H.Clark Hoover)

             Bugün dünya da meydana gelen savaşlarda; savunmasız kundaktaki bebekler, çocuklar, ihtiyarlar, anneler acımasızca katledilirken; Mehmetçik yaşlı annenin fotoğrafının hürmetine kendisine biraz önce kurşun atan düşman askerine merhamet ediyor, şefkat gösteriyor velhasıl kendini feda edebiliyor… İşte bizi biz yapan değerlerimizden bir tanesi…

 

             Özetin özeti: Savaşlar olmasın, dini, dili ne olursa olsun dünyanın hiçbir köşesinde analar ağlamasın, çocuklar öksüz yetim kalmasın efendiler… Dünya geniştir hepimize yeter…

 

        NOT:  Kırk beş yılın süzgecinden geçen ‘’Mahirane Söylemler’’ Kitabım çıktı. Üsteki telefon numarasından veya Emin Kırtasiye ’den temiz edilebilir.

By MAHİR ODABAŞI

1966 yılında Çorum ili Osmancık ilçesi Seki Köyünde doğdu. İlkokula köyünde başlayıp daha sonra Ankara Çankaya Mithatpaşa İlkokulundan 1977 yılında mezun oldu. 1985 yılında Kargı ilçesinde memuriyete başlayıp sırayla Osmancık ve Mecitözü ilçelerinde 2001 yılına kadar görev yaptı. 1990 yılında İşletme Fakültesini bitirdi. 1991 1992 yılında Ankara Mamak Muhabere Okulunda kısa dönem olarak vatani görevini yaptı. 1990 - 2000 yılları arası çeşitli ilköğretim ve liselerde dışardan İngilizce ve İlk Yardım derslerine girdi. 2001 yılında açılan Sivil Savunma Uzmanlığı sınavını kazanarak Çorum İl Milli Eğitim Müdürlüğünde göreve başladı. 2019 yılında, ikinci üniversite olarak Atatürk Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Okulunu bitirdi ve C sınıfı İş Güvenliği Uzmanlığı belgesini aldı. Halen İl Milli Eğitim Müdürlüğünde Sivil Savunma Uzmanı olarak görev yapmakta olup, evli ve 2 İlköğretim Matematik Öğretmeni babasıdır.

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: