Bilindiği üzere divan edebiyatında şiirin yeri bambaşkadır. Bu türde yazmış birçok şair bulunmakla birlikte buna eşlik eden kalemi kuvvetli padişahlarımız da vardır. Ki bu şiir türü yüzyıllar boyu süregelmiştir. Bu yazımda şair Fuzûli ‘yi ele almak onun şiirlerine dokunmak isterim. Fuzûli ‘den kısaca bahsetmek gerekirse nerede doğdu, nerede öldü, nerelidir vb konular hakkında kesin bilgiye sahip değiliz. Kaynaklardaki bilgiler ise kesinlik bildirmeden kimisi hikâyelere dayanmakta kimisi şiirlerinden yapılan yorumlardan ortaya çıkarılan bilgilerdir. Eğitim almış mıdır, ümmî midir bilinmez ama kaleminin sağlam olduğunu ortaya konan eserleri onun boş olmadığını da gösteren cinstendir. Bu bakımdan muhteşem eseri olan “Su Kasidesi”nin 2.beytine değinmek istiyorum :

Âb-gûndur günbed-i devvâr rengi bilmezem
Ya muhît olmuş gözümden günbed-i devvâre su

(Şu dönen gök kubbenin rengi su rengi midir; yoksa gözümden akan sular, göz yaşları mı şu dönen gök kubbeyi kaplamıştır, bilemem.)

Kaside uzun. Gönül ister ki her beytini ayrı ayrı inceleyelim.

Divan edebiyatının temel temalarından biri “aşk”tır. Tasavvufi yönü ağır basanlar da beşeri yönü ağır basanlar da bu temaya değinmiştir. Fuzûli de tasavvufa dönük bir sanatçı olarak kendindeki aşkın ne denli büyük olduğunu anlatmak için nam salmış aşık/maşuklarla yarış hâlindedir sürekli. Leyla ile Mecnûn bunların başında gelir.

Mende Mecnûndan füzûn âşıklık istidâdı var / Âşık-ı sâdık menem Mecnûnun ancak adı var.

(Bende Mecnun’dan dahaçok âşıklık yeteneği vardır. Sevgide sadakat gösteren âşık benim,Mecnun’un ancak adı var.)

Elbette sadece bu değil. Bunun gibi birçok şiiri var aşkı güzel dille anlatan :

Aşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb / Kılma dermân kim helâkım zehri dermânındadır

(Aşk derdiyle iyiyim tabib, bana ilaç verme; asıl beni öldürecek olan zehir, senin derman olsun diye vereceğin o ilaçtır.)

Derdini öylesine sevmiş ki derman istememiş bile. Kalemi mürekkeple konuşmuş şairin vesselam.

Divan edebiyatında tasavvufi aşkı anlatmak üzere bazı temsiller kullanılır. Örneğin; meyhane, şarap, kadeh, saki gibi. Burada bilinmesi gereken şudur: Bu ifadelerin karşılığı tasavvufi anlamda kullanılmış olmasıdır.

Şarap :  Allah aşkı
Kadeh : Dervişin gönlü
Saki : Allah aşkını dervişin gönlüne dolduran şeyh
Meyhane : Dergah

İşte tasavvuf ehli birçok sanatçı içlerindeki Allah sevgisinin ne derece olduğunu onları bu aşkın nasıl sarhoş ettiğini anlatmak için bu kavramlarla somutlamışlardır. Buradan hareketle Fuzûli’nin de şu beytine bakabiliriz :

Esîr-i derd-i aşk u mest-i câm-ı hüsn çok ammâ / Biziz meşhur olan Leyla sana Mecnûn bana derler

(Aşk derdinin esiri ve güzellik kadehinin sarhoşu çoktur ama asıl meşhur olan biziz, sana Leyla, bana Mecnun derler.)

Burada da yine kendisini ünlü âşıklarla yarıştırmış kendisindeki aşkın azametini de kadeh kadeh şarap içenlerin sarhoşluğuyla somutlaştırmıştır.

Söz konusu divan ve şiiri olunca kelam uzun. Başı var sonu olmayan bir derya deniz. Bizim kalemimiz ne divan şiirini anlatmaya yeter ne de Fuzûli’yi. Denizde bir damla sadece bizimkisi…

Reklamlar

By nurgulakbal

Muallime Hanım ❤️ Künye Edebiyat E-Dergi Editörü 📚 Kutlu şehre aşık. Yeni'ye karşı değil nefesi Eski'de.. 😍 H&N💕 🇹🇷 !

Bir Cevap Yazın

%d blogcu bunu beğendi: